Tel: 0282 653 17 27

Facebook Sayfamız

Morbid Obezite Tanımı

 
Halk arasında aşırı şişmanlık olarak da bilinen obezite, vücutta depolanan yağ miktarının gereğinden fazla olması olarak açıklanır. Kişi, metabolizma ve fiziksel aktivite ile harcadığı enerjiden çok daha fazla yağ miktarı depoluyorsa, vücutta toplanan ve atılamayan bu yağ miktarı zamanla obeziteye sebebiyet verir. Obezite, kişinin ağırlığının boyuna oranla beklenen kilodan %20 daha fazlasına sahip olması demektir. Eğer kişinin ağırlık oranı beklenenden %60 fazla ise bu morbid obeziteye ve bunun sonucu olarak ciddi fiziksel ve psikolojik sorunlara sebebiyet verebilir.
Aşırı şişman olunup olunmadığının anlaşılmasında boy ile ağırlığın birbirine olan oranı bir göstergedir. ‘Vücut Kitle Endeksi’ (Body Mass Index) dediğimiz bu oranlamada boy ‘metre’, kilo ‘kilogram’ birimleri ile ölçülüyor ve kilonun boyun karesine bölünmesi sonucu elde edilen değer şişmanlık (vücut yağlılığı) ile ilgili bize bilgi veriyor. Bu değerin 25’ ten yüksek olması fazla kilo, 30’ dan yüksek olması ise aşırı şişmanlık göstergesidir.

Her geçen gün hormonlu, sağlıksız yiyecekler artış göstermekte ve obezite her geçen gün artan bir problem olmaktadır. Obeziteye neden olan en büyük sorunlardan biri çalışan veya yemek yapmaya zaman bulamayan kimselerin sürekli olarak hazır yiyecekler, fast food yemeleridir. Dışarıda yenilen yemekler genellikle sağlıksız ve özensiz hazırlanmakla birlikte çoğu trans yağ içermektedir ki bu hem fazla kiloya hem de obeziteye sebebiyet vermektedir.

Obeziteye yol açan diğer unsurlar ise, yaşla birlikte kişinin fiziksel aktiviteleri kısıtlaması, emekli olmakla birlikte sürekli evde oturup televizyon izlemesi, düzensiz ve sık sık gıda alımıdır. Bunun yanı sıra kişilerin depresyon, aşırı ve yoğun stres ve diğer psikolojik rahatsızlıklara sahip olmaları da obezitenin oluşmasında belirleyici etkenlerdir.
Kilo alımı gebelik döneminde, 5-7 yaşları arasında ve ergenlik dönemlerinde artış gösterir. Her 3 grupta da değişen hormonlar nedeniyle vücut da değişme eğilimine girer ve kişilerin bu dönemlerde aşırı kilo alma olasılıkları yüksektir.

Amerika’ da yapılan bir araştırmaya göre Amerikan toplumunda 6 milyon yetişkinin morbid obez olduğu, 9,6 milyonunun ise aşırı şişman olduğu saptanmıştır.
Çağımızın hastalığı olarak belirtilen obezite, dünyada sıklığı giderek artan bir hastalıktır. Obezite, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen kronik bir hastalık olup gelişen dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün yaptığı araştırma, 1995 yılında dünyada 200 milyon obez erişkin varken, 2000 yılında bu sayının 300 milyona ulaştığını göstermektedir. İngiltere’ de son 10 yılda obezite 2 kat artmış olup, erişkinlerin %50’ den fazlasının obez olduğu bildirilmiştir.

Ülkemizde yürütülmüş olan epidemiyolojik bir çalışmada 1990 yılında obezite prevalansı %18.6 olarak bulunmuş olup, 2000 yılında obezite prevalansının erişkin erkeklerde %21.1, erişkin kadınlarda %43 olduğu belirtilmiştir. Türkiye’de 10 yıl öncesine kıyasla obezite prevalansının kadınlarda %36, erkeklerde %75 oranında arttığı gösterilmiştir.

Morbid Obezite İle İlişkili Hastalıklar
Morbid obezite ile ilişkili hastalıklar arasında; koroner arter hastalığı, tip 2 diabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, safra kesesi taşı, osteoartrit, göğüs ve kolon kanseri gibi bazı kanserler, serebral vasküler atak, uyku apnesi, hipoventilasyon sendromu, respiratuar bozukluklar, gastroözafagial reflü, depresyon, infertilite, idrar inkontinansı ve polikistik over sayılabilir.
Morbid obez kişilerde riski artan diğer hastalıklar şu şekildedir;

  • Damarlara bağlı hastalıklar,
  • Kanser,
  • Şeker hastalığı,
  • Solunum problemleri,
  • İskelet ve kas sistemi rahatsızlıkları

Tedavi

Tıbbi usul ve diyet tedavileri tek başlarına kullanıldıklarında uzun dönemde kısıtlı başarıları görülmektedir. Altta yatan ve yeme davranışına iten güdülenme o kadar güçlü olmaktadır ki kişiler aşırı yeme davranışlarını ya hiç azaltamamakta, ya da azaltabilseler bile bir süre sonra eski aşırı yeme davranışlarına geri dönmektedirler.
Aşırı şişmanlıkta istedikleri sonuçlara, tıbbi usul ve diyet tedavileri ile yeterince ulaşamayan aşırı şişman kişiler cerrahi müdahaleleri bir yol olarak seçebilmektedir. Cerrahi tekniklerin gittikçe popülarite kazandığı görülmektedir. Bu tedavinin %1.5-8 arasında değişen mortalite oranı vardır. Cerrahi yöntemler mide ve/veya bağırsaklarda rezeksiyon ile kalıcı anatomik değişikliğe neden olabilmektedir. Mide ve bağırsakların orijinal yapılarına dönmesi bu yöntemler sonrasında zorlaşmakta hatta imkânsız hale gelebilmektedir.

Morbid obezite tedavisinde diyet ve egzersiz programı ile birlikte olası psikolojik sebeplerden dolayı psikoterapi önerilmektedir. Eğer kişi aşırı yemesinden dolayı kilo alıyor ise aşırı yemenin psikolojik kaynaklı olma olasılığı oldukça yüksektir. Aşırı yemeye şeker gibi fiziksel rahatsızlıklar da sebebiyet verebilir. Eğer fiziksel tetkikler sonucunda bir bulguya rastlanmaz ise psikolojik kaynakların değerlendirilmesi gerekir. Psikolojik kaynaklı aşırı yeme sorunlarında en çok rastladığımız durum kişinin yaşadığı psikolojik sıkıntıları bastırmak ve geri plana atmak için aşırı yeme davranışına başvurmasıdır. Bu durum, bağımlılık sorunlarında gördüğümüz süreçlerin aynısıdır. Bir davranışı, o davranışa ihtiyaç olmadığı halde devam ettiriyorsak bunun altında psikolojik sıkıntıların yarattığı baskıdan uzaklaşma isteği yatar. İhtiyacı olmadığı halde alışveriş yapmadan duramayan alışveriş bağımlısı bir kişide olduğu gibi, tok olduğu ya da gerektiği kadar yediği halde yemeden duramayan yemeye bağımlı kişiler de vardır. Yemek yediği ya da alışveriş yaptığı sırada kişide haz duygusu hakimdir ancak yemek yedikten ya da alışveriş yaptıktan bir süre sonra kişi kötü hissetmeye başlar. Bu kötü hissetme hali pek çok şekilde olabilir; sinirlilik, iç sıkıntısı, endişe, depresif hissetmek gibi.

Klinik uygulamalarda, morbid obezite sorununa çözüm arayan insanların pek çoğunda altta yatan psikolojik bir sorunla karşılaşmamız, aşırı yemenin psikolojik belirleyicileri olduğunu bize göstermektedir. Benzer şekilde psikolojik sıkıntısını çözmek için yardım arayışına giren insanların bir çoğundan da normal miktarda yedikleri halde halen yemek istediklerini, bir türlü doymuş hissetmedikleri ya da doymuş hissetseler bile bir şeyler yemeden duramadıklarını duyarız.

Morbid obezite, aşırı yeme davranışından kaynaklanıyorsa altta yatan psikolojik sorun psikoterapide çalışıldığında ve çözüldüğünde aşırı yeme davranışının kaybolduğunu görürüz. Bunun nedeni aşırı yemeye yol açan psikolojik baskının ortadan kalkması ve kişinin yemek yiyerek rahatlamasını gerektirecek psikolojik bir kötü hissetme halinin kalmamasıdır. Bu çalışmada ayrıca yeme davranışının alışkanlık nedeniyle devam etmesini önlemek için yemeyi tetikleyen etkenlerde duyarsızlaşma yapılır. Kilo vermeye ve diyet yapmaya aşırı biçimde odaklanan kişinin bu beklentisini, “sağlıklı beslenme”ye dönüştürmek de psikoterapinin hedeflerindendir.

Kilo problemi olan insanların üç noktaya özellikle dikkat etmeleri gerekiyor.

  • Yapılan diyetin sağlıklı beslenme koşullarını karşılayan kaliteli bir diyet olması çok önemlidir. Burada odak noktasının kilo vermekten ziyade sağlıklı beslenme olması gerekli. Sağlıklı bir diyet yapıldığında vücut verebileceği kiloyu zaten veriyor. Aşırı besin kısıtlaması şeklinde olan diyetler istenmeyen sonuçlar doğuruyor. Kişi her ne kadar istediği düşük kiloya ulaşabilse de bu bazı fiziksel ve psikolojik bedellerin ödenmesiyle oluyor. Toplumda, diyetin çoğunlukla aç kalmak olarak algılandığını görüyoruz. Bu son derece zarar verici bir algılama şekli. Bu bakış açısına sahip kişiler kilo vermek uğruna ciddi sağlık problemleri ile karşılaşabiliyorlar. Karaciğer ve böbreklerde sorunlar çıkıyor, bağışıklık sistemleri zayıflıyor. Kişi kilo vermeye aşırı odaklandığı için hayatı kilo verebildiği ve o kiloyu muhafaza edebildiği zamanlarda ancak anlam kazanır hale geliyor. Aşırı derecede sınırlı beslenme sürekli bir yaşam tarzı olamayacağından, kişi bir süre sonra eski yeme alışkanlığına geri dönerek verdiği kiloları fazlasıyla geri alıyor.           
  • Kilo problemi olan kişilerin dikkat etmeleri gereken ikinci önemli husus egzersiz. Egzersiz kalori yakılmasına neden olduğu gibi iştahı bastırıcı bir etki yaparak dolaylı yoldan gereksiz kalori alımını da engelliyor. Egzersiz yapmak kilo verirken kas dokularının korunmasını sağlıyor. Diyet egzersiz ile beraber yapılmazsa kişi kiloyu hem yağ hem de kas dokusundan veriyor. Diyetin bozulması ile olan kilo alımı ise sadece yağ dokusu şeklinde oluyor. Dolayısıyla egzersiz eşliğinde yapılmayan diyet, kişinin yağ dokularının kas dokularına olan oranını artırıcı bir etkiye sahip oluyor. Aşırı kilonun yol açtığı yüksek tansiyon, yüksek lipid seviyesi gibi fiziksel risk faktörlerinde düzenli egzersiz yaparak bir azalış sağlanabiliyor. Egzersizin ayrıca kişinin vücudunu daha olumlu değerlendirmesinde, öz saygısının artmasında ve ruh halinin iyileşmesinde de önemli bir rol oynadığı görülüyor.
  • Aşırı kiloya sahip kişilerin odaklanmaları gereken üçüncü husus ruh sağlıklarıdır. Bu kişilerin hayattan zevk alma, sosyal ilişkiler ve öz saygı ile ilgili sorunlar yaşadıkları gözlemleniyor.  Psikolojik destekli zayıflama programı uygulayan HTA Nöropisikiyatri Merkezi olarak bizim hedefimiz, kendisini ağırlıklı olarak kilosuna odaklanmak suretiyle değerlendiren kişinin bu durumu ile başetmesini sağlamak ve kendisi ile ilgili olumlu bir algıya sahip olmasında ve sosyal ilişkilerini doyurucu bir şekilde yaşamasında kişiye yardımcı olmak. Aşırı kilolu kişiler bu noktada kendi başlarına çözüm üretmekte güçlük çekebiliyorlar, dolayısıyla profesyonel bir yaklaşıma ihtiyaç duyuluyor. Bazen, kilo verme hedefine metabolizma, hormonlar ve yaş ile ilgili çeşitli nedenlerden ötürü istenen seviyede ulaşılamadığı zamanlar olabiliyor. Durum bu olsa da yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi kalp-damar ile ilgili risk faktörlerinin azaltılması ve kişinin kendisini daha olumlu bir bakış açısı ve öz-güven ile algılaması ancak profesyonel bir yardım ile sağlanabiliyor.

Aşırı kilo ile ilgili problemler ile mücadele ederken duruma aynı anda üç açıdan müdahale etme gerekliliği kendini gösteriyor. Alanında uzman bir psikolog, iç hastalıkları uzmanı ve diyetisyenden oluşan üç kişilik bir ekibin yardımının gerekliliği kaçınılmaz oluyor.

Psikolojik Destek

Psikolojik destek son derece önemli. Kendinden memnun olmayan aşırı kilolu bir kişi hem kilo verirken zorluk yaşıyor, kilo verse de yaşamının odak noktası bu kiloyu korumak oluyor. Kişinin vücut biçimi ve ağırlığını, kendisini değerlendirmede başlıca kriterlerden biri olarak görmesi oldukça sağlıksız bir durum. ‘Aşırı kilo-psikolojik sağlık’ ilişkisi temel olarak iki şekilde ortaya çıkabiliyor. Fazla kilonun yol açtığı psikolojik problemler söz konusu olabildiği gibi, kişinin yaşadığı birtakım psikolojik sorunların yeme alışkanlığını etkileyerek kişinin aşırı kilo almasına yol açması durumu da mevzubahis olabiliyor. Aslında kilolu kişide bir süre sonra ‘aşırı kilo-psikolojik sağlık’ ilişkisi her iki yönde de kendini gösterip bir kısır döngüye yol açabiliyor. Genellikle, kişinin bu durum ile tek başına mücadele etmesi oldukça zor oluyor. 

İkinci müdahale şekli fizyolojik temelde gerçekleşiyor. Kişinin kilo problemi ile ilişkili olabilecek fizyolojik unsurların saptanması ve düzenlenmesi amacıyla bir iç hastalıkları uzmanının değerlendirme yapması gerekiyor. Aksi takdirde verilmesi hedeflenen kilo miktarı ve hedeflenen kiloya ulaşma zamanı gibi hususlarda gerçekçi olmayan beklentiler oluşuyor ve bu beklentiler doğrultusunda çabalamak kaçınılmaz oluyor. Bu durum kişinin enerjisini ve parasını yanlış hedefler için gereksiz yere harcamasına yol açmakla kalmıyor, kişiye yaşattığı hayal kırıklığı sonucunda, zaten yaşıyor olduğu olumsuz ruh halini de artırır bir etki yapıyor. 

Sağlıklı bir diyet uygulamak, aşırı kilodan şikayetçi bir kişinin sağlıklı bir şekilde kilo vermesini ve fiziksel/psikolojik risk faktörlerinden uzak durmasını sağlamada önemli rol oynayan üçüncü müdahale tarzı. Bu da tabii ki uzman bir diyetisyen kontrolünde yapılması gereken bir uygulama. Kendisine uygun ve uygulanabilirliği olan diyet programının oluşturulamaması durumunda kişinin ideal kilosuna sağlıklı bir şekilde ulaşması mümkün değil. Bu nedenle, yazılı ve görsel basında sunulan, kişiye özel olmayan paket diyet programlarının sağlıklı sonuç verme olasılığı yok. Bunların yanı sıra diyet yapmanın asla aç kalmak ya da son derece sınırlı beslenmek olmadığını diyet yapanların kavramalarını sağlamak çok önemli.

Aşırı Kilo İle Mücadele

Görüldüğü gibi aşırı kilo ile mücadele, üç temel yaklaşımın koordineli biçimde uygulandığı bir ekip çalışmasını zorunlu kılıyor. Aksi takdirde etkili sonuç elde etmek çok zor. Örneğin, sadece diyet yapan birisinin zayıflaması mümkün olabilir; ancak bu kişinin fiziksel açıdan zarar görmüş ve kendinden memnun olmayan bir insan olarak hayatını devam ettirmesi ihtimali oldukça yüksek.

Kilo problemi olan kişilerin kapsamlı bir programa dahil olmaları her ne kadar son derece gerekli gözükse de, bu kişilerin kendi başlarına uygulayabilecekleri pratik bazı önerilerde bulunmak mümkün. Okuyucular bu önerilerden yola çıkarak kendi durumlarına uygun yaratıcı uygulamalar da geliştirebilirler.

Yeme davranışının arttığı duygusal/fiziksel durumların tespit edilmesi ve bunlara müdahale edilmesi mümkün. Örneğin, kişi üzüldüğünde aşırı yediğini fark etmişse bu duygu haline girdiğinde dışarı dolaşmaya çıkabilir ya da bir arkadaşı ile konuşma yolunu seçebilir. Televizyon seyrederken yemek yeme isteğinin geldiğini ve aşırı yediğini fark eden birisi, televizyonda hoşlandığı program başlamadan önce yemesi gerektiği kadar yiyeceği tüketebilir. Çikolataya dayanamayan bir kişi eve çikolata sokmayarak, bu sorun ile baş edebilir.

Kişilerin yeme hızlarını düşürmeleri de kilo ile olan mücadelelerinde önemli bir husus. Yeme hızını düşürerek kişi tokluk hissedinceye kadar daha az miktarda yiyecek tüketmiş ve daha az kalori almış oluyor. Aynı zamanda, alınan lokmanın ağızda daha çok kalması ve daha çok çiğnenerek sindirim sistemine daha hazır hale getirilmesi de önemli. Bu şekilde, aynı zamanda, belirli bir zamanda alınan kalori miktarı azaltılmış oluyor. Yiyeceklerin, alışılandan daha küçük lokmalar şeklinde alınması, doyma hissine ulaşıncaya kadar alınan kalori miktarının düşük tutulmasında etkili bir yöntem.

Önceden de vurguladığımız gibi, egzersiz yapmadan bir kilo verme arayışına girmek sağlıklı değil, hatta oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Egzersizin olumlu etkilerinden faydalanmak amacı ile en azından her gün 20-30 dakikalık hızlı tempolu yürüyüşler yapmak, kilo problemi yaşayan kişilerce uygulanabilecek pratik bir yol.
Morbid obezite, dünyada epidemi şeklinde sıklığı giderek artan multifaktöriyel bir hastalıktır. Dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bu hastalığa karşı geliştirilen birçok tedavi yöntemi vardır.