Tel: 0282 653 17 27

Facebook Sayfamız

Antisosyal Kişilik Bozukluğu

Anti sosyal kişilik bozukluğu kişilerle ilişkide, düşünme şeklinde ve olayları algılayış biçiminde bozukluk olan kronik bir zihinsel hastalık olarak kabul edilir. Bu kişiler psikopat (psychopath) olrak da isimlendirilir.  Bu kişilerin yargı değerleri eksiktir ve yanlış ile doğru arasında ayrım yapamazlar. Sürekli olarak başkalarının haklarını çiğnerler ve başlarını belaya sokarlar. Bu kişiler genellikle yalan söyler, zarar verici davranışlarda bulunur, alkol ve madde bağımlılıkları vardır. Genellikle dürtüsel davranan, gereksinimlerinin hemen karşılanmasını arzulayan, düş kırıklığına ve bekletilmeye katlanamayan kişilerdir. Antisosyal kişiler başkalarının zararı söz konusu olduğunda yalnızca kendilerini düşünürler, başkaları için kaygı duymazlar ve suçluluk duyamazlar. Genellikle okul, iş ve ailesel sorumlulukları üstlenemezler.  Başkalarına zarar verdikleri gibi kendi bedenlerine de zarar verebilirler; bu durum, başkalarına zarar veremedikleri zamanlar olur. Sürekli, tutarlı bir ilişki kuramazlar. İlişkiyi sürdürseler bile bu ancak zor kullanarak, tehditlerle, fiziksel şiddetle mümkün olur.

Halk içinde sosyal olmayan kişilere antisosyal denebilmektedir. Bu, yanlış bir kullanımdır. Sosyal olmayan ve asosyal olarak nitelenen bu durumun antisosyallikle ilgisi yoktur.
Genellikle 15 yaşından sonra ortaya çıkar. Kurallara uyum sorunu olan çocuklarda ergenlikten sonra görülme olasılığı yüksektir.

Her şeye ve başkalarına rağmen güç sağlama ve bunu koruma doğrultusunda çok büyük ihtiyaçları olan bu kişiler, toplum içinde çok başarılı olabilirler hatta başarıları takdir edilebilir. Her antisosyal kişilik bozukluğu olan kişi kanunları çiğnemez ya da madde kullanmaz. Bu hastalığın teşhisinde kullanılan belirleyiciler genellikle davranışsal olduğundan ve içsel unsurlar yeterince dikkate alınmadığından, anti sosyal kişilik bozukluğu olup belirlenemeyen ve işlerinde üst konumlara gelmiş birçok insan vardır. Konumları, başarıları, zekaları, manipule etme becerileri yüksek olan bu kişiler her türlü kurumda çok güçlü konumlara ve mevkilere gelebilirler. Vicdandan yoksun oluşları ve başkalarının duygularına değer vermemeleri gibi durumlar başarıları ya da manipule etme becerileri altında saklı kalır.

Tedavi

Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerin tedavileri çok zordur. Bazı yeni psikoterapi yaklaşımlar bu kişilik bozukluğunun daha uyumlu ve kontrollü olmalarını sağlayabilmektedir. Ancak bir zorlama olmadan psikoterapiye asla kendi başlarına gelmezler. Konumsal ya da maddi güç elde edebilen antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler güç ihtiyaçlarını ciddi ruhsal problemlerine rağmen sağlayabilmiş oldukları için zaten tedavi arayışına girmezler.
Antisosyal kişilik bozukluğu bolan kişilerle yapılan psikoterapi  çalışmalarında, bu kişilerin çocukluklarında çok ciddi ölçülerde ve sürekli biçimde duygusal ve fiziksel şiddet görmüş oldukları ve beraberinde duygusal ihmale maruz kalmış oldukları görülmektedir. Babanın fiziksel yokluğu ya da baba var olsa da yoğun şiddet uygulaması ve duygusal bağ kurmaması en çok karşılaştığımız travmalardır. Güç ihtiyacını babadan sağlayamamış, bununla beraber şiddet görmüş bu çocuklar ileriki yaşlarında güç elde etme ile ilgili fırsatlar doğduğunda bunu her ne pahasına olursa olsun elde etme ihtiyacına giriyor gözükmektedirler.
Antisosyal kişilik bozukluğu ve antisosyal kişilik özellikleri olan kişilerde belirgin durumları aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

Vicdan eksikliği ya da yokluğu: Karşısındaki kişilere, çevrelerine veya eşyalara verdikleri fiziksel ve duygusal zararlarla ilgili suçluluk duygusu yaşamazlar. Yaşasalar bile bu hemen söner. Olumsuz ve yıkıcı yaklaşımları ve davranışlarından ötürü sorumlu hissedemezler. Karşısındaki kişi duygusal tepki verirse, tavır koyarsa ya da tavır konmadığı halde antisosyal kişi tavır konduğunu hissederse karşısındakine yoğun bir şekilde öfkelenirler ve bunu davranışa döker. Bu durum, genellikle karşısındakini suçlama söylemi yerine, öfke patlaması ve zarar verme şeklinde gerçekleşir.

Yasaları sürekli olarak çiğneme eğilimi: Suçlu hissetmediklerinden, yaptıklarından sonuç çıkaramadıklarından aynı hataları, suçları ve şiddet içeren davranışları sürekli tekrar ederler. Yaşanan olumsuzluklarden ve ödenen bedellerden öğrenemezler.

Yaygın yalan söyleme ve aşağılama davranışı: Yalan söylemekte ve çevrelerini yalanları ile manipule etmede ustadırlar. Yalan söylemekten neredeyse hiçbir durumda imtina etmezler. Karşısındaki kişiye öfkesini, onu şiddetli biçimde aşağılayarak gösterirler. Aşağılama, fiziksel şiddetle beraber olabilir. 

Fiziksel agresiflik: Küfürlü konuşurlar, güçlü ve sert görünmek ihtiyacı içindedirler. Öfkeli beden dilleri ve mimikleri vardır. Fiziksel şiddet uygulamaktan büyük çoğunlukla çekinmezler.

Diğerlerinin öz benlikleri ve öz güvenleri onları pek ilgilendirmez: Vicdan azabı yaşamadıkları için aşağılamaları, şiddet davranışları nedeniyle karşısındaki kişinin düştüğü durumu ve kendini nasıl hissettiğini umursamazlar. Başkalarına yardım ediyorlarsa, vicdanları rahatsız olduğundan değil güçlü hissetmek için bunu yaparlar.

İş ve aile ortamında sürekli olarak sorumsuzluk: Ailelerine karşı son derece sorumsuzdurlar. İşe gitmek istemezler. Bir işe girseler dahi yürütmekte zorlanırlar. İş başkalarına zarar verme imkanını bünyesinde bulunduran bir iş ise, öfkelerini başkalarına boşaltabildikleri bir ortam olduğu için o işte tutunurlar. Öfkelerini yaşama ve başkalarına zarar verme biçimi fiziksel şiddet ya da duygusal şiddet (mobbing) biçiminde görülebilir.