Tel: 0282 653 17 27

Facebook Sayfamız

Sosyal Fobi

Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı/Sosyal Anksiyete)
Sosyal etkileşimler sırasında yoğun korku hissedıyor musunuz?
Sınıfta veya iş arkadaşlarınızla yemekteyken konuşmaktan kaçınıyor musunuz?
Tanımadığınız insanların bir araya geldikleri faailyetlerde sürekli nasıl davranacağınızı ve ne söyleyeceğinizi düşünüp duruyor musunuz?
Toplantıdayken söz sırası size gelecek diye aşırı bir kaygı hali uaşıyormusunuz?
Bir partiye katılmayı düşünürken terlemeye ve titremeye başlıyor musunuz?

Eğer bu sorulara evet diyorsanız sosyal fobi olarak da bilinen sosyal anksiyete bozukluğuna sahip olabilirsiniz. Sosyal anksiyete bozukluğu sizi dünyadan soyutlayabilir. Ama bu durum bir kader değildir. Günümüzde deneyimli profesyonellerle beraber çalışıldığında çok kısa sürelerde bu sorun oratadan kalkmaktadır.

Sosyal Anksiyete Nedir?

Sosyal anksiyete, sosyal ortamlarda kişinin kendisini aşırı güvensiz hissetmesi, başkaları tarafından alay edileceği, reddedileceği, olumsuz olarak değerlendirileceği ve yargılanacağı düşünceleri eşliğinde yoğun kaygı yaşaması durumudur. Sosyal fobisi olan kişi sosyal ortamlar içinde bulunmaktan korkar, bu korku esnasında sürekli kendine odaklanır ve kendini izler, bununla beraber söylediklerinden ya da söylemediklerinden ötürü kendini yargılar, eleştirir, suçlar. Kişi sanki iç dünyasındaki kaygısı dışarıdan görülebiliyor hissine kapılır. El titremesi, sesin titremesi, yüzün kızarması gibi bedensel durumlardan aşırı rahatsız olur, utanır ya da aşağılık hissine kapılır. Bu kişiler yalnız kaldıkları durumlarda herhangi bir korku ya da kaygı yaşamazlar.

Başka bir deyişle, sosyal anksiyete yetersizlik, utanç, aşağılanma ve kaygı duygularına yol açan, diğer insanlar tarafından olumsuz olarak yargılanma ve değerlendirilme korkusudur. Bir insan sosyal ortamlarda huzursuz olup yalnızken iyi hissediyorsa, ya da tanıdıkları ile rahatken yabancı birilerinin olduğu ortamlarda kaygı yaşıyorsa sosyal fobisi olması ihtimali yüksektir.

Sosyal kaygı bozukluğunun (sosyal fobi) önceleri tahmin edildiğinden çok daha yaygın bir problem olduğu görülmektedir. Dünyanın her yerinde milyonlarca insan bu sıkıntıyı her gün çekmekte ve bu sorunu yaşayan insanların iş, sosyal ve aile alanlarındaki hayatları ciddi ölçülerde etkilenmektedir. Hayatları kısıtlanan bu insanlar bir süre sonradepresyona grime eğiliminde olmaktadır.

Amerika’ da yapılan çalışmalar sosyal kaygı bozukluğunun depresyon ve alkololizmden sonra en çok yaşanan üçüncü psikolojik rahatsızlık olduğunu belirlemiştir. Nüfusun % 7 ila 8’ i sosyal kaygıdan muzdariptir. Özellikle ergenlik döneminde baş gösterir. Erken çocukluk döneminde de karşılaşılan bir durumdur. Fakat 25 yaş üzeri yetişkinlerde ender olarak rastlanır. Kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık olarak iki kat fazla görülmektedir; yapılan araştırmalara göre sosyal korku kadınlarda %2.3, erkeklerde %1.1 olarak ortaya çıkmaktadır.

Özgül ve Genelleşmiş Sosyal Kaygılar

Özgül sosyal kaygı sahibi bir insan sadece belirli ortamlarda, örneğin topluluk önünde konuşma korkusu şeklinde bu kaygıyı yaşarken, genelleşmiş sosyal kaygıya sahip bir birey nerdeyse bütün sosyal durumlarda huzursuz, kaygılı ve gergin hisseder. Sosyal kaygı sahibi insanlarda genelleşmiş tip çok daha yaygındır.

Sosyal Kaygı Bozukluğunun Belirtileri

Sosyal kaygı bozukluğu sahibi bireyler genel olarak aşağıdaki durumlarda ciddi ölçülerde duygusal sıkıntı yaşarlar:

Diğer insanlarla tanıştırıldıklarında: Ne söyleyeceğini bilememe, karşısındakinin kendisini olumsuz değerlendireceğine dair yüksek kaygı, konuşulanları dinlemektense kendisinin ne söyleyeceğini ve ne söylemesi gerektiğini düşünüp durma, bunun sonucu olarak ortamdan kopma ve kaygıyla beraber sıkıntı hissetme.

Eleştirildiklerinde veya sataşıldıklarında: Utanç ve aşağılanmışlık hissi, cevap verememenin verdiği eziklik duygusu, karşısındaki kişiye öfke ve düşmanlık besleme.

Dikkatler üzerinde olduğunda: Utanma, kızarma, sanki kendisi değil de başkası konuşuyormuş gibi hissetme, ne söyleyeceğini unutma, rezil olduğunu düşünme, kendine öfkelenme.

Bir şey yaparlarken izlendiklerinde: Yaptığı işe odaklanamayıp izleyen kişinin kendisi hakkında ne düşünüyor olduğunu tahmin etmeye çalışma, bunun sonucunda doğal olmayan garip hareketler yapma, yaptığı şey ile ilgili bir şey söylendiğinde altında olumsuz bir mana arama.

Yüksek kademeden, önemli insanlarla buluştuklarında: Ezik ve güçsüz hissetme, karşısındakinin onu nasıl değerlendireceğini düşünüp durma, bunun sonucunda konuşulanlara odaklanamama, söylemesi gerekenleri söyleyemediğine ve istediği imajı çizemediğine inanıp kendisine kızma.

Karşı cinsle iletişimde doğal olamama: Söyleyecek bir şey bulamama, nereye bakacağını bilememe, duygularını ifade etmede acelecilik ya da uzun süre ifade edememe, uzun süre sessiz kalma, konuştuğu kişiden ziyade etrafta olup bitenlerle ilgilenme ve bunlarla ilgili konuşmak zorunda hissetme.

Yukarıda sıralanan sıkıntılara genellikle aşırı terleme, boğaz ve ağız kuruluğu, yüz kızarması, hızlı kalp atışları, nasıl gözüktüğüyle aşırı ilgilenme, kas gerginliği, titreme, yutkunma zorluğu kendine güvensiz beden dili, aşırı gülümseme ya da nötr bir yüz ifadesi gibi sorunlar da eşlik eder.Yoğun ve sürekli kaygı hali en belirgin durumdur.

Sosyal kaygıya sahip insanlar kaygı veren ortamdan ayrıldıklarında kaygılarının nedensiz olduğunun farkında olurlar. Ancak, kaygının yaşandığı anlarda çevrelerindeki insanların kendilerini izlediklerine ve olumsuz yorumlar yaptıklarına büyük ölçüde inanırlar.

Sadece zaman zaman sosyal ortamlarda heyecanlanıyor olmanız sosyal kaygı bozukluğu yaşıyor olduğunuz anlamına gelmez. Bir çok insan, günlük yaşantısına engel oluşturmayacak şekilde, en azından zaman zaman kaygılı ve utangaç olabilir. Ancak, kaygının, günlük hayatınızı etkiler ve ciddi zorluklara neden olur şekilde sık, şiddetli ve sürekli olması durumu farklıdır, sosyal kaygı bozukluğuna işaret eder ve tedavi edilmesi gerekir.

Örneğin, bir konuşma yapmadan önce heyecanlanmak oldukça normaldir. Fakat, eğer sosyak kaygı bozukluğuna sahipseniz günler hatta haftalar öncesinden itibaren endişelenmeye başlar, konuşmayı yapmamak için için hasta olduğunuzu söyleyebilir veya konuşma sırasında konuşmanızı zorlaştıracak kadar feci şekilde titremeye ve terlemeye başlayabilirsiniz.

Sosyal Kaygı Bozukluğu Yaşayan İnsanlar İçin Stresli  Olan Durumlar

  • Yeni insanlarla tanışma
  • Dikkatin odağı olma
  • Bir şey yaparken izlenme
  • Küçük konuşmalar yapma
  • Sahnede olma
  • Eleştirilme
  • Önemli insanlarla ya da otorite figürleriyle konuşma
  • Sınıfta adının söylenmesi
  • Buluşmaya gitme
  • Telefon konuşması yapma
  • Halka açık tuvaletleri kullanma
  • Sınav olma
  • Halka açık alanda yeme-içme
  • Bir toplantıda konuşma yapma
  • Parti veya benzeri sosyal toplantılara katılma

Sosyal Kaygı Bozukluğunun Psikolojik Belirtileri

  • Girilecek sosyal durum ile ilgili günler, haftalar, hatta aylar öncesinden aşırı düzeyde endişelenmk
  • Özellikle tanımadığınız insanlar tarafından izlenme ve yargılanma korkusu
  • Her gün bulunulan topluluklarda bile aşırı telaşlanma ve kaygılanma
  • Kendinizi utandıracak ya da aşağılayacak tarzda davranışlar sergilemekten korkmak
  • Başkalarının sizin tedirgin olduğunuzu farketmesinden korkmak
  • Yaşamını olumsuz yönde etkileyecek derecede sosyal ortamlardan kaçınmak

Sosyal Kaygı Bozukluğunun Fiziksel Belirtileri

  • Kalp çarpıntısı veya göğüs sıkışması
  • Ses titremesi
  • Hızlı solunum, nefes almada zorluk
  • Terleme veya sıcak basması
  • Mide bulantısı, mide sorunları
  • Ağız kuruluğu
  • Titreme
  • Kas gerilmesi
  • Kızarma
  • Baş dönmesi, bayılma hissi
  • Nemli eller
  • Tik, seyirme
  • Şiddetli baş ağrıları

Sosyal Kaygı Sahibi Bireylerin Davranışsal Özellikleri

  • Özellikle tanımadığı insanlardan kaçma/kaçınma davranışları
  • Sürekli olarak kendisiyle ya da başka şeylerle ilgilenme
  • Biriyle göz göze gelmemeye çalışma
  • Alkol kullanımı

Sosyal Korku Sahibi Bireylerin Sosyal Aktiviteler Sırasında Düşünceleri

  • Hata yapmamalıyım
  • Kaygılarımı belli etmemeliyim
  • Herkes beni beğenmeli
  • Beni yetersiz buluyorlar
  • Beni sıkıcı buluyorlar
  • Beni kimse sevmedi
  • Herkesin gözü benim üstümde
  • Bir an önce burayı terk etmeliyim
  • Rezil olacağım
Sosyal Korkunun Nedenleri

Beynimizde duygularımızı kontrol eden amigdala adında bir bölge bulunmaktadır.  Yapılan bilimsel araştırmalar, beynin korku tepkilerinden de sorumlu olan bu bölgenin bazı kimyasal dengesizlikler ve aktivasyonundaki aşırı artışın sosyal korku gelişimini tetiklediğini ileri sürmektedir. Ancak, kimyasal dengesizlikler kendiliğinden olmaz. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan alay edilme, dışlanma, küçük düşürülme gibi travmatik deneyimler sonucunda çocuk sosyal ortamlarda aşırı stres yaşamaya başlar. Bu süreç uzun sürdüğünde stres hormonlarının salgılanması daha yoğun ve süreklilik arz eden bir durumda olduğundan kimyasal dengede bozulmalar olur.
Sosyal korkuya sahip olan insanlar çevrelerindeki insanların davranışlarını gözlemleme yoluyla ve/veya olumsuz bir takım deneyimlerden etkilenerek bu korkuyu edinirler. Özellikle aile ve okul çevresinde yaşanan olumsuz deneyimler travmatik etki oluşturarak bu korkunun gelişmesinde oldukça önemli rol oynar.

Çocuklar, özellikle okul öncesi gelişme dönemlerinde, ebeveynlerinden aldıkları eğitim ile sosyal durumlara nasıl yaklaşılması gerektiğini öğrenir ve davranışları bu yönde gelişir. Aşırı koruyucu ebeveynler, çocuğunun sosyal ortamlara girmesini kısıtlar veya bu ortamlarda kendilerini ifade etmelerine fırsat vermez ve sosyal becerinin gelişimi engellenir. Bu insanlarda sosyal korku geliştirme olasılığı diğer insanlara oranla daha yüksektir.
Okulda arkadaşları tarafından alay edilen veya şiddete maruz kalan çocuklar sosyal korku geliştirmeye çok daha yatkındırlar. Bu insanlarda daha sonra da toplum içerisindeyken yaptıklarından veya söyledikleri bir sözden dolayı rencide edilme korkusuyla bu davranışlardan kaçındıkları için zaman içerisinde sosyal korku gelişir. Sosyal ortamlardan kaçınma sürdükçe korku pekişir.

Utangaçlık

Utangaçlık, kişi, özellikle yeni ve tanımadık insanlarla birlikte olduğunda, yabancı birileri kişiyle diyalog kurmak istediğinde veya kişinin kendisinin birileriyle konuşması gerektiği durumlarda  deneyimlenen endişe ve huzursuzluk yaşama halidir. Utangaçlığın bir çok dercesi olabilir. Daha yoğun yaşanan türleri sosyal anksiyete ya da sosyal fobi olarak isimlendirilir.

Tetikleyiciler, özellikler ve yanlış anlamalar

Utangaçlık genellikle aşina olunmayan sosyal ortamlarda ortaya çıkar. Utangaç insanlar huzursuz ve ahmak gibi hissetmekten korunmak amacıyla endişe duydukları ortamlardan kaçınırlar. Bu nedenle belirli ortamlara yabancı kalınır ve utangaçlık kendi kenidini pekiştirir. Utangaçlık zamanla azalabilir; örneğin yabancılara karşı utangaç olan bir çocuk büyüdükçe ve tanımadığı insanların bulunduğu ortamlar içine girdikçe ortamlara uyum sağlayabilir. Bu genellikle ergenlikte veya erken ergenlikte (genel olarak 13 yaş civarında) gerçekleşir. Ancak bu dönemlerde sosyal ortamlara gerekli uyum sağlanamazsa, yani kişi sosyal ortamlarda kaygı uymaya devam eder ve/veya bu ortamlardan kaçınırsa bu hal yaşam boyu sürecek olan bir kişilk özelliği haline gelebilir.

İnsanlar utangaçlığı farklı alanlarda ve farklı derecelerde deneyimlerler. Mesela, bir oyuncu sahnede ya da kamera karşısında çok etkili bir performans segileyebilirken, bir röportaj esnasında utangaç olabilir. Bunun yanında, bir insanın utangaçlığı belirli insanlarla ortaya çıkabilirken diğerlerinin yanında kendini göstermeyebilir veya bir kişi arkadaşları ve ailesiyle beraberken oldukça dışa dönük bir bireyken romantik ilşkilerde utangaçlık yaşıyor olabilir.

En basit haliyle utangaçlık durumu, sosyal ortamlarda ne söyleyeceğini bilememenin, huzursuzluğu veya tedirginliğin getirdiği zihinsel, duygusal ve fiziksel rahatsızlıkları içerir. Örneğin, utangaç kişi bir ortamda iken herkesin kendisi ile ilgili olumsuz düşünceler içinde olduğuyla ilgili bir kanıya kapılabilir, ciddi bir sıkıntı hissedebilir ve yüzü kızarabilir ya da sesi titreyebilir. Bazı ortamlarda  kendilerini sıkıcı hissedebilirler ve/veya ilgi yaratmak için duruma ve ortama uygun olmayan garip davranışlar segileyebilirler. Bu süreç, kendilerini ortama daha da yabancı hissetmeleri ile sonuçlanır. Sosyal durumlardaki gülümseme, kolaylıkla sohbet konusu yaratma, ve iyi göz teması kurmak gibi davranışlar utangaç insanların doğal bir şekilde yapmakta zorlandıkları davranışlardır. Bu insanlar bu tür davranışları oldukça büyük zorluklarla gerçekleştirebilirler ya da gerçekleştiremezler. Utangaçlık utangaç olmayan insanlar tarafından normal bir kişilik özelliği olarak düşünülebilirken, utangaç insanların kendileri tarafından çok daha olumsuz bir özellik gibi algılanır. Aslında utangaç insanların bunu daha olumsuz algılaması, diğerlerine karşı olan davranış ve tutumlarından kaynaklanır. Utangaç insanlar genelde sohbetler sırasında uzakve mesafeli dururlar, bu da diğer insanların onlar hakkında farklı  izlenimler edimelerine neden olur. Bu izlenimler, kişinin utangaç olduğu yönünde olabileceği gibi, kişinin içinde bulunduğu ruh halini hiç bir şekilde yansıtmayan uzak, soğuk, mesafeli, burnu büyük, kendini beğenmiş, ukala şeklinde de olabilir.

Açık sözlülük ve aşikar bir özgüvenin önem taşıdığı kültürlerde, utangaçlık “zayıflık” olarak algılanabilir. Karşısındaki ile yeterli düzeyde empati kuramayan bir kişi utangaç birini soğuk, mesafeli, küstah veya içten olmayan biriymiş gibi yanlış anlayabilir ki bu da utangaç kişinin hayal kırıklığına uğramasına ve kendisini kötü hissetmesine neden olabilir. Fakat, diğer kültürlerde utangaç olan insanlar düşünceli, zeki, iyi bir dinleyici ve konuşmadan önce düşünmeyi tercih eden insanlar olarak algınalabilirler.

Sosyal Korkunun Tedavisi

Sosyal korkunun tedavi edilebilir bir durum olduğunu bilmek gerekir. İlaç tedavisi kaygıyı ve korkuyu azaltmada etkilidir. İlaç tedavisi uygulanacaksa mutlaka psikoterapi çalışması da yapılmalıdır. Sosyal korkuya sebep olan travmatik deneyimleri ortadan kaldıran psikoterapi programları tamamen ortadan kalkmasını sağlamaktadır. EMDRyöntemi bu sorunun ortadan kaldırılmasında oldukça etkilidir. Eğer korku geçmişte yaşanan belirli bir olay nedeniyle geliştiyse, ki genelde neden budur, EMDR adı verilen göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme yöntemi son derece hızlı ve etkili sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Alkol kullanımının nedenlerinden biri sosyal ortamlarda kaygı duymamayı sağlamak olduğundan, sosyal kaygı sorunu uzun dönem devam ederse alkol kullanma ve bunu sürdürme riski ortaya çıkar. Erken teşhis edilen ve tedavisine başlanan bireylerde, ileride ortaya çıkabilecek alkol bağımlılığıgibi ek rahatsızlıkların da önüne geçilir.