Tel: 0282 653 17 27

Facebook Sayfamız

Depresyon

Depresyonun Belirtileri
“Hiçbir şeyden zevk almıyorum”

Depresyonun en temel belirtisi, hayattan eskisi kadar zevk almamaktır. Kişi eskiden hoşlandığı şeylerden artık hoşlan­maz olur. Sağlıklı bir insana doğan güneş, yağan yağmur, güzel bir film, komik bir fıkra mutluluk duygusu verir. Ama dep­resyondaki kişi bu mutluluk duygusunu, yaşama sevincini pek hissedemez. Hayat ona boş ve anlamsız gelir.

Sonra zevkli uğraşlara da heves edilmez olur. Başka zaman beraber gülünüp kahkaha atılan arkadaşlar, telefon edip ça­ğırdıklarında bir yalan uydurulup evde oturulur. Her hafta heyecanla seyredilen futbol maçlarının sonuçları bile merak edilmez. Ayna karşısında bir saat geçirmeden evden çıkmayan, ayakkabıları ve giysileri dolaplara sığmayan kadınlar aynanın yüzünü, çarşının yolunu unuturlar. “Kırk sene yaşlanmış gibi­yim. Otuz yaşındayım, ama kendimi yetmiş yaşında gibi hisse­diyorum” derler.
Çocuklara bakmak da giderek zorlaşır. Çocuk bakmak, bilindiği gibi büyük çaba gerektiren, tatili de olmayan müş­kül bir iştir. Depresyon geçiren bir kişi, çocuklarının yemek, içmek, yıkanmak, giyinmek gibi fiziki ihtiyaçlarını bile tam olarak yerine getiremez olur.
Ağır depresyonda isteksizlik o kadar şiddetli hale gelir ki, hasta yataktan dahi çıkmak istemez. Erkenden uyansa da saatlerce yatakta uyanık vaziyette yatar ve bütün gün öylece yatmak ister. Televizyon seyretmez, kitap okumaz, konuşmaz, önüne konmazsa yemek bile yemez, kolunu kaldırıp yanı başın­daki sürahiden bir bardak su içmez. Daha da ağır depresyon­larda tuvalete bile gitmez.

Sebepsiz sıkıntı, bunaltı, huzursuzluk, heyecan, gerginlik, sinirlilik

Sebepsiz sıkıntı, bunaltı, huzursuzluk, heyecan, gerginlik ve sinirlilik de depresyonda sık rastlanan belirtilerdendir. Has­talar bu gibi durumları “Bunalıyorum, içim daralıyor, ruhum daralıyor, darlık geliyor geliyor” diyerek ifade edebilirler. Genellikle bu şikâyetlerinin sebepsiz, durduk yer­de geldiğini söylerler. “Göğsümün üstünde taş gibi bir ağırlık var” diyenlere de rastlarız.
Bazı depresyon hastalarında da sebepsiz bir heyecan gö­rülür. “İmtihana girecek bir öğrenci gibi heyecanlıyım” veya “İçimde sanki kötü bir haber alacakmış gibi bir his var” derler. Telefon çalsa irkilirler, gece vakti kapı çalsa kalpleri gümbür gümbür atmaya başlar. “Midemde bir şey çırpıyor” diyenler olur.

Gerginlik

Bazen herkese huzursuzluk ve sıkıntı gelebilir. Ama dep­resyon hastalarında bu şikâyetler şiddetli ve uzun süreli olarak ortaya çıkar. Çoğu hasta sabah yataktan sıkıntıyla uyanır. Dep­resyon hastalarının bu sabah sıkıntıları bezdiricidir. Hastalar, gün içinde belirli zamanlarda, bilhassa ikindi saatlerinden ak­şama doğru rahatlarlar.

Depresyon geçirenlerin çok büyük bölümü kendilerini gergin hissederler. Ufak bir üzüntü karşısında gerildikleri gibi, üzücü bir olay olmasa bile gergindirler. Uykuda dahi gergin olduklarını, sabah her tarafları sızlayarak ve kaskatı vaziyette uyandıklarında fark ederler.
Huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik ve heyecan gibi duygusal belirtilerin bedensel sonuçları da vardır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, yutkunma güçlüğü, tansiyon değişiklikleri ve vücutta ısınma-yanma-karıncalanmalar depresyonda sıkça karşılaştığı­mız yakınmalardır.
Sıkıntı hissinin şiddetli olduğu depresyon hastalarında, inti­har riski de yüksektir. Bazen hastanın hissettiği sıkıntı öylesine dayanılmaz hale gelir ki, bu vakalarda depresyonu düzeltmeyen, ama sıkıntıyı gideren bazı ilaçların kullanılması gerekir. Tam ak­sine, depresyonu düzelten bazı ilaçlar, tedavinin ilk günlerinde sıkıntı hissini arttırıp hastanın kendisini daha kötü hissetmesi­ne yol açabilir. Başlangıçta sıkıntıyı arttıran bu ilaçlar, aslında
kalıcı yan etkileri olmayan, uyku ve sersemlik yapmadıkları için de bilhassa tercih ettiğimiz ilaçlardır. Hastalar “Depresyon ilacı aldım, daha kötü oldum” dememeli, doktorlarına telefon edip veya bizzat gidip durumlarını anlatmalıdırlar.

Endişe, korku
Depresyondaki kişi endişelidir ve çok kolay kaygılanır. Ya­kınlarının başına kötü bir şey geleceğinden korkar, depremden korkar, yola giden eşinin kaza geçireceğinden korkar, çocukları­nın merdivenden düşeceğinden korkar, depremden korkar, has­talıktan korkar, ölümden korkar, cehennemden korkar, vb. Aklı hep kötü ihtimallerle doludur. Felaket senaryoları yazar durur.

Uykusuzluk
Depresyon hastalarının %90′ının uykusu azalır. Uyku azal­ması üç şekilde olabilir:

  1. Yatağa girdikten sonra bir süre uykuya dalmada güçlük. Kimi hastalar yarım saat ila bir saat kadar daima güçlüğü yaşar, kimileri ise sabaha kadar gözünü bile kırpmaz.
  2. Uykuya daldıktan sonra uyanma. Kimi depresyon hastaları her gece defalarca uyanır, kimileri ise gece yarısı bir kere uyanır ama bir daha sabaha kadar dalamaz.
  3. Sabah erken uyanma. Bazı depresyon hastaları gece geç bile yatsalar sabah erken uyanırlar.

Hastaların %10′unda ise uyku artışı olur. Ancak bu dinlen­dirmeyen bir uykudur. Zaten hemen hemen bütün depres­yon hastaları yorgun uyanmaktan yakınırlar.

İştahsızlık
Depresyon hastalarının %90′ının iştahı azalır. Hastalarda genellikle kilo kaybı da görülür. Kişi diğer şeylerden aldığı zev­ki yitirdiği gibi, yiyip içmekten aldığı zevki de kaybeder. “Bitkin düşmemek, hatta ölmemek için kendimi zorlayarak yiyorum” der. Hastaların %10′unda ise iştah ve kilo artar. Ancak bu ke­yifli bir iştahlılık değildir. “Zevk almadan, şuursuzca yiyorum; farkına varmadan yemeğe saldırıyorum” veya “Her şeye ilgimi kaybettim, sadece yemekten zevk alır oldum, ben de kendimi yemeğe verdim” derler.

Yorgunluk
Çoğu bedensel hastalık gibi pek çok ruhsal hastalık da yorgunluğa yol açar. Ancak depresyon, yorgunluğun en yay­gın sebeplerinden biridir. Bedensel hastalıklara bağlı yorgun­luklarda kişi iş yapmak ister, ama yorgunluğu buna engel olur. Depresyonda ise kişi hem isteksiz hem yorgundur.
Çabuk yorulma, otuz kırk adım attıktan veya bir kat mer­diven çıktıktan sonra derman kesilmesi daha çok bedensel hastalıklarda (kalp veya akciğer hastalıkları gibi) görülür. Depresyonda, hasta hiçbir şey yapmasa da yorgundur. Hatta sabah bile yataktan yorgun kalkar.

Unutkanlık, konsantre olamama, dikkat kusuru, kararsızlık
Unutkanlığın guatrdan, B12 vitamini eksikliğine kadar pek çok sebebi olabilir. Altmış yaşından büyüklerde en sık rastla­nan sebebi bunamadır (bilhassa Alzheimer hastalığı). Altmış yaşın altında ise ilk sırayı depresyon alır.
“Hiçbir şey düşünemiyorum, söylenenleri anlamıyorum, etrafımda konuşulanların farkında değilim” gibi şikâyetlerin altında genellikle depresyon yatar. Hasta kararsızlıktan yakı­nır. Basit konularda bile karar vermekte zorlanır.
Unutkanlık bazen o kadar şiddetli olur ki, kişinin dep­resyon mu geçiriyor bunamış mı anlamakta zorluk çekeriz. Unutkanlık her zaman bu kadar ağır olmasa da, dikkati sürdürememe, konsantre olamama gibi belirtiler de eklendiğinde iş performansını, okul başarısını epeyce etkiler. Okuyamama, okuduğuna yoğunlaşamama ve okuduğundan bir şey anlamama şikayetleriyle karşılaşırız.
Depresyon genellikle tam olarak düzelen bir hastalık oldu­ğu halde unutkanlık geç düzelir. Hatta dikkat ve hafıza kusuru bir iki yıl kadar da sürebilir. Depresyon geçiren bazı kişilerde ise unutkanlık hiçbir zaman tam olarak düzelmez.

Cinsel isteksizlik
Cinsel isteksizliğin kadında da erkekte de en sık görülen sebeplerinden biri depresyondur. Kişi cinsel ilişkiye pek arzu duymaz. Cinsel ilişkiye girse bile fazla zevk almaz. Depresyon ayrıca erkekte sertleşme sorununa, aşın erken veya geç boşal­maya, kadında ise orgazm olamamaya yol açabilir.

Değersizlik duyguları, kendine güvensizlik
Acı bir olayla karşılaşan her insan üzülür. Depresyonun üzüntüden önemli bir farkı, depresyon geçirmekte olan kişide beliren değersizlik duygularıdır. Depresyonda kişi kendisini yetersiz, başarısız, çirkin, aptal biri gibi görür. Hatta bunlara sıklıkla suçluluk ve günahkârlık duyguları da eklenir. Geçmiş­te yaptığı bir sürü iyi şey silinirken, küçük hatalar kişinin gö­zünde büyür. Hasta “Kendime güvenimi kaybettim, halbuki eskiden taşı sıksam suyunu çıkarırdım” der.
“Ben bu dünyada fazlalılığım, ben olmasam her şey daha iyi olacak, ben yok olsam herkes kurtulacak” gibi düşüncelere çok rastlarız. Bazıları geçirmekte olduğu depresyonu, Allah’ın verdiği bir ceza olarak görür. Bazıları ise gelecekte cezalandı­rılacağına inanır.
Yani depresyon bir bakıma ‘kendinden nefret’ hastalığıdır. Kendinden nefret had safhaya vardığında, kişi canına bile kı­yabilir.

Ölüm ve intihar düşünceleri
Depresyon geçiren kişi intiharı düşünmese bile aklına sık sık ölüm gelir. Bazıları intiharı düşünmezler, ama “Keşke öl­müş olsaydım” derler. “Dini inançlarım olmasaydı veya ailemi üzmeyeceğini bilsem şimdiye kadar bin kere intihar etmiştim” diyen hastalarla da devamlı karşılaşırız. Ancak depresyon ağır­sa dini inançlar bile intiharı önleyemeyebilir.
Hasta yakınlarının yaptığı en büyük hatalardan biri, “Güç­lü ol, depresyonu yen, kendi kendinin doktoru ol, gez toz gül eğlen” gibi halden anlamaz yaklaşımlardır. Depresyon hastası gezmekten, eğlenmekten, kısacası hayattan zevk almaz. Hiç­bir şeyden zevk alamadığını gördükçe de hayattan iyice soğur. “Kendin yen, güçlü ol” gibi öğütler ise, zaten değersizlik duy­guları taşıyan hastanın kendisini iyice yetersiz hissetmesine yol açar. Çevrenizde biri depresyondaysa, yanlış nasihatlerin ölüm getirebileceğini unutmamalısınız.
Depresyon geçiren her yedi kişiden biri maalesef kendi ha­yatına kendi elleriyle son verir. İntihar, 25 yaşın altındaki kişi­ler arasında yaşanan ölümlerin ikinci veya üçüncü sırada gelen sebebidir. 40 yaşın altındaysa ikinci veya üçüncü sırada yer alır. Yaşlandıkça intihara bağlı ölümler artar, ama kalp-damar has­talıklarına ve kanserlere bağlı ölümler de arttığı için intihar, ölüm sebepleri sıralamasında geriler.
Kişinin zihninde belli bir intihar yöntemi dolaşıyorsa (ken­dini asmak, silahla vurmak, yüksekten atlamak, ilaç içmek gibi) tehlike iyice artmış demektir. İntihar etmek istediğinden
bahseden bir depresyon hastası çok ciddiye alınmalıdır. İnti­har fikirleri yoğunsa hastayı, hastanede yatırarak tedavi etmek şarttır. Böyle durumlarda birkaç hafta psikiyatri servisinde yat­mak hastanın hayatını kurtarır.

Depresyon hastasını yüzüne bakarak tanımak mümkün müdür?
Elbette hastalıkları yüze bakarak teşhis mümkün değildir. Ama depresyon geçiren kişinin görüntüsü de değişir.
Depresyon hastasının yüzünde acı ifadesi vardır. Bu acı bazen o kadar şiddetlenir ki omega yüzü dediğimiz enteresan bir görüntüye yol açar: Kederle kasılan yüz kasları, göz altla­rından ve burun kenarlarından dudak köşelerine kadar takip edildiğinde bir omega harfinin oluştuğu dikkat çeker.
Üzüntülü yüz ifadesi dışında, depresyon hastalarının dış görünüşlerinde başka önemli bulgular da vardır. Dışarıdan bakıldığında bazı hastalar yavaşlamış, bazıları ise hızlanmış görünür. Bu konuyu biraz açalım:
Depresyonun temel belirtilerinden birinin isteksizlik ol­duğunu belirtmiştik. Kimileri o kadar isteksizdir ki, kişiye parmağını oynatmak bile ağır bir yük gibi gelir. Bu hastalar ağızlarını açıp bir kelime söylemeye dahi üşenirler. Bu tür depresyon vakalarında hasta durgun ve hareketsizdir, çok az konuşur. Dikkat, hafıza ve konsantrasyon kusuru da buna eklendiğinde size geç cevap veren, konuşmayı sürdürmekte zorluk çeken, hem hareketleri hem zihni yavaşlamış, külçe gibi yığılmış bir insanla karşılaşırsınız.
Hızlanmış hastalarda ise huzursuzluk ön plandadır. Son derece gergin görünürler; dudaklarını yer, saçlarını çekiştirirler; elleri devamlı hareket halindedir; bacaklarını kıpırdatıp dururlar hatta bazen yerlerinde duramaz, volta atarlar.
Bütün bunlar birleştiğinde, depresyon hastasının yaşlan­mış göründüğünü söyleyebiliriz. On yaş. hatta yirmi yaş bü­yük gösteren birinin depresyondan çıktıktan sonra inanılmaz genç ve güzel bir görüntüye kavuştuğunu görmek çarpıcıdır.

Depresyonda hezeyan veya halüsinasyon olur mu?
Ağır depresyon vakalarında, hezeyan (mantıksız inanç) ve halüsinasyonlar görülebilir. Depresyon hastaları mantıksız konuşabilir ve gaipten sesler duyabilirler. Bu belirtilerin ortaya çıktığı depresyon türüne psikotik depresyon denir. Bu hastalı­ğın en şiddetli türüdür.
Depresyonda ortaya çıkan hezeyan ve halüsinasyonlar suçluluk, değersizlik ve günahkârlık temalıdır. Yani “Ben Tanrıyım, dahiyim, özel biriyim” nevinden büyüklük heze­yanlarına pek rastlanmaz. Bazı psikotik depresyon hastaları­mızda görülen hezeyan ve halüsinasyonlardan örnek verelim:
“Vücudum çürüyor; karaciğerim, akciğerlerim, kalbim, midem çürüyor. Yok oluyorum. Yok olurken de etrafa pis bir koku yayıyorum. Komşular bu koku yüzünden mahalleden ta­şınıyorlar. Mahallede insan kalmadı.”
“Kırk yıl önce geneleve gitmiştim. Allah bu günahımı ceza­landırıyor şimdi. Küresel ısınmanın, kuraklığın sebebi benim bu günahım. Dünyadaki en kötü insan benim!”
“Ben şeytanım! Ebediyen cehennemde yanacağım! Sesler duyuyorum: Kıyamet kopacak, diyorlar. Benim yüzümden kı­yamet kopacak.”
Bu tür suçluluk, değersizlik vc günahkârlık hezeyanlarının verdiği acıya dayanmak çok zordur. Dolayısıyla psikotik depresyonda intihar riski yüksektir. Bu nedenle böyle hastaları ge­nellikle yatırarak tedavi etmek gerekir.

Depresyon sık rastlanan bir hastalık mıdır, kimlerde görülür?
Depresyon dünyada en sık görülen hastalıklardan biridir. Her altı kişiden biri hayatında en az bir kere depresyona girer. Yani dünyada bir milyar kişi en az bir defa depresyon geçir­miştir.
Dünya Sağlık Örgütü, depresyonu 40 yaş altında görülen en büyük sağlık problemi olarak kaydeder. Örgüt, sağlık prob­lemlerinin boyutunu hesaplarken şu iki ölçüyü kullanır:

  1. Hastalığın ölüm veya maluliyet dolayısıyla yol açtığı ‘kayıp hayat yılı’ (Yani genç yaşta ortaya çıkan hastalıklar daha faz­la kayıp yıla yol açacağından, daha büyük bir sağlık proble­midir. Mesela felç, ölüme veya sakatlığa yol açan çok cid­di bir hastalıktır, ama genellikle yaşlılıkta görüldüğünden ömrü -diyelim ki trafik kazaları kadar- kısaltmaz. Tabii sa­dece ölüme değil, sakarlığa yol açan hastalıkların da önemli sağlık problemlerinden sayıldığını vurgulayalım. Mesela körlük öldürmez, ama önemli bir sağlık problemidir.)
  2. Hastalığın görülme sıklığı. Elbette herkes için kendi hasta­lığı önemlidir. Ama dünya geneli için sık görülen hastalık­lar daha büyük sağlık problemidir.

Depresyon, hem erken yaşlarda sık rastlanan, hem de ölü­me ve maluliyete yol açabilen bir hastalık olduğu için, kırk yaş altında görülen en büyük sağlık problemi kabul edilir.
İlk depresyon atağı genellikle yirmili veya otuzlu yaşlarda görülür. Ancak çocuklarda görülen depresyon vakaları da en­der değildir. Bunlara ek olarak, yaşlılık döneminde de depres­yon yaygındır. Depresyona bağlı intihar girişimleri, ileri yaş­larda ne azalır ne de artar (belki bir miktar artar). Fakat bünye kırılganlaştığı için, yaşlılıkta intihara bağlı ölümlerin dört veya beş kat arttığı saptanmıştır.
Depresyon, kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık iki kat daha sık görülür. Bunda hormonal farklılıkların etkisi vardır, ama ergenlik öncesinde de depresyon sık görülür. Kızların daha küçük yaşlardan itibaren daha fazla baskı altında yetişti­rilmeleri, anne babalar tarafından sevilseler bile ‘sindirilmeleri”, okullarda kadın öğretmenlerin dahi daha çok erkek öğren­cilere teveccüh göstermeleri kızların kendine güvenini azaltır, kız çocuklarını psikolojik açıdan daha duyarlı hale getirir.
Depresyon riski taşıyan diğer kişileri şöyle özetleyebiliriz:

  1. Boşanmışlar, dullar
  2. On yaşından önce anne veya babasını kaybedenler
  3. Güvenilen bir yakını olmayanlar (bilhassa kadınlarda)
  4. Şehirde yaşayanlar

Depresyon İrsi Midir?
Depresyon “kısmen” irsi bir hastalıktır ve bazı ailelerde ha­kikaten daha yaygın biçimde ortaya çıkar. Ama çoğu durumda depresyona giren kişi o ailedeki ilk depresyon hastasıdır. Veya ailede depresyon görülse bile başka ailelerden daha yüksek oranda değildir.
Bazı ailelerde depresyonun daha fazla ortaya çıkmasının tek sebebi irsiyet, yani kalıtım değildir. Şüphesiz bunda kalıtımın etkisi vardır; ama ailede yaşanan bazı felaketler ile ailenin far­kında olmadan yaptığı eğitim hatalarının da çocuğun ruh dün­yasını depresyona yatkın hale getirmesi önemli etkenlerdir.
Özetle; ailenizde depresyon geçirmiş biri varsa, sizin de depresyona girme riskiniz biraz artar. Ama hayat boyu hiç depresyona girmemeniz de mümkündür.

Depresyon Türleri
Maskeli Depresyon

  1. Bedenin değişik yerlerinde ağrı, sızılar, uyuşmalar, karıncalanmalar
  2. Cinsel alanlarda bozukluklar
  3. Yeme bozuklukları
  4. İştah değişiklikleri
  5. Alkol ve madde bağımlığı

Distimik Bozukluk

  1. Uyku bozuklukları
  2. Hiçbir şeyden mutlu olamama
  3. Karamsarlık
  4. Halsizlik
  5. Yorgunluk
  6. İlgi ve istek azlığı
  7. Güvensizlik
  8. Bedensel yakınmalar
  9. İyilik dönemleri birkaç gün ve birkaç hafta ile sınırlıdır.

Psikotik Depresyon

  1. Kişinin gerçeği değerlendirme yeteneği de bozulmaktadır.

Organik Nedenlere Bağlı Depresyon
Birçok fiziksel bozukluğa bağlı olarak da depresyon görülebilmektedir. Bunlar;

  1. Hormonal sistemde bozukluklar
  2. Nörolojik hastalıklar (Parkinson vb.)
  3. Kanser
  4. Kaza ve ameliyatlar
  5. Enfeksiyon hastalıkları

MASKELİ DEPRESYON Ve DİSTİMİK BOZUKLUK

Maskeli Depresyon
Depresyonda bedensel belirtilere de sık rastlanır. Bazı has­talar çeşitli ağrılar, sızılar, mide-bağırsak şikâyetleri yüzünden doktor doktor gezerler. Her türlü tahlil ve tetkik yapılır, so­nunda konulan teşhis ‘Hiçbir şeyin yok, sapasağlamsın’dır.
İşte bu hastaların önemli bir bölümü, aslında depresyon geçirmektedir. Ama depresyonun ruhsal belirtileri (hayattan zevk almama, isteksizlik gibi) değil, bedensel belirtileri ön plandadır. Veya bu kişiler isteksizliğin, hayattan zevk almama­nın ‘doktorluk’ bir durum olmadığına inandıklarından, dep­resyonu bir hastalık değil de herkesin yaşayabileceği tarzda bir üzüntü kabul ettiklerinden, ruhi acılarını doktora söyle­mezler bile. Ama “Stresli misin, gergin misin, moralin nasıl, neşesizlik-keyifsizlik var mı?” soruları sorulduğunda depres­yonda oldukları ortaya çıkar.
Bu yüzden bu tür depresyona maskeli depresyon veya örtü­lü depresyon den ir.

Depresyonun beynin çalışma biçiminde yol açlığı bozukluk bulun vücudu etkiler ve çeşitli organlarda bedensel belirtiler ortaya çıkabilir.

Prefrontal korteks: Ön beyin kabuğu
Hipotalamus: Hormon faaliyetlerini yöneten bölge
Amigdala: Şakak bölgesinde yer alan, korku ve kaygıyla ilgli alan
Lokus Seruleus: Noradrenalin adlı stres hormonunu salgılayan bölge
Sitokinler: Bağışıklık sisteminde rol alan kimyasal maddeler
Kortizol: Böbrek üstü bezinden salgılanan hormon (pek çok doku ve organınfâaliyetini etkiler)

Depresyon geçiren kişilerin sık sık yakındıkları bedensel belirtileri şöyle sıralayabiliriz:

Baş, eklem ve adale ağrıları: Ruhi gerginlik genellikle kas gerginliğine de yol açar. Depresyonda, vücudun doğal ağrı ke­sici sistemleri de bozulur. Dolayısıyla baş, eklem ve adale ağrı­ları başta olmak üzere vücudun her yerinde ağrı olabilir.
Kalp ve akciğerle ilgili belirtiler: Çarpıntı, kalbin hızlı veya şiddetli atması, göğüs ağrısı, göğüste sıkışma ve nefes dar­lığı depresyonda sıkça yaşanan şikâyetlerdir.

Mide ve bağırsak şikâyetleri: Karında şişlik, gaz, hazımsız­lık, yutma güçlüğü, geğirme, karnın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan ağrılar, bazı hastalarda kabızlık bazılarında ishal, bazı hastalarda iştahsızlık, bazılarında ise iştah artışı gibi belirtilerin altından mide-bağırsak hastalıklarından çok depresyon çıkar.

Uyuşma, yanma, karıncalanmalar: Depresyon bilhassa baş, eller, ayaklar olmak üzere vücudun her yerinde uyuşma, yanma ve karıncalanmalara yol açabilir.

Baş dönmesi, kafada boşluk veya ağırlık hissi, kulak çın­laması: Bilhassa kafada boşluk veya tam tersine ağırlık hissin­den yakınanların depresyonda olma ihtimali yüksektir.

Distimik Bozukluk
Distimik bozukluk adı verilen bir hastalık, depresyonun hafit ama uzun süren türüdür. Depresyonda olduğu gibi, dis­timik bozuklukta da zevk ve heves azalması, neşesizlik, keyif­sizlik görülür. Bu belirtiler depresyondaki kadar şiddetli olma­makla beraber, en az iki yıl sürer. Halbuki depresyon tedavi edilirse haftalar içinde düzelmeye başlar, birkaç ay içinde de tamamen veya tama yakın ölçüde düzelir.

Depresyonun Sebepleri

Her şeyden önce, depresyonun beyin faaliyetlerinin bo­zulmasından kaynaklanan biyolojik kökenli bir hastalık oldu­ğunu vurgulamak gerekir. Nasıl kalbin, midenin, karaciğerin, eklemlerin hastalıkları varsa beynin de hastalıkları vardır ve depresyon bunların en önemlilerinden biridir.
Beyin duyguları ve düşünceleri yöneten organ olduğu için, beyin hastalıklarında duygusal değişiklikler (depresyonda duygusal çöküntü, ileride anlatacağımız manide duygusal taş­kınlık, şizofrenide duygusal kündük) ve düşünce bozuklukları (takıntı, hezeyan) sık görülür. Çoğu beyin hastalığında bunla­ra ek olarak, dikkat ve hafıza bozukluklarıyla algı kusurları da (halüsinasyon) ortaya çıkar.
Öte yandan depresyonun oldukça mühim bir psikolojik boyutu da vardır. Üzüntülü olaylar ve bazı kişilik yapıları dep­resyona zemin hazırlar.

Depresyonun Biyolojik Sebepleri

Beyin Kimyasında Bozulma
Beyin serotonin adlı bir maddeyi salgılar ve üretir. Serotonin halk arasında mutluluk hormonu adıyla şöhret bulmuştur. Gerçekten de bu hormon, kişiye mutluluk duygusu verir. Ek­sikliğinde depresyon ortaya çıkar.
Sinir hücresi, yani nöron: Nasıl ağaç dallarının ucunda yapraklar varsa, sinir hücrelerinin dallarının ucunda da küçük şişkinlikler vardır ve bu şişkinlikler kimyasal madde salgılarlar (serotonin, dopamin, adrenalin gibi)
Burada, nor-adrenalin ve dopamin adlı iki maddeyi daha zikretmek gerekir. Bunlar da beynin salgıları arasındadır. Ay­nen serotonin gibi mutluluk duygusu, enerji, motivasyon, dik­kat artışı sağlarlar.
Yani depresyon, kabaca, beynin ürettiği serotonin, dopamin, adrenalin maddelerinin azlığından kaynaklanan bir hastalıktır.
Bu maddelerin azlığı kişiyi sadece depresyona değil kaygı bozukluklarına (panik bozukluğu, sosyal fobi, takıntı hasta­lığı gibi), alkolizme, madde bağımlılığına ve yeme bozukluk­larına (anoreksiya veya bulimia) yatkın hale getirir. Dopamin fazlalığının da şizofreniye ve hezeyanlı bozukluğa yol açtığını hatırlatalım.
Serotonin, insana enerji verir. Eksikliği halinde enerji kay­bının yanı sıra, bağımlılık ve yeme bozuklukları ve iştah deği­şiklikleri de görülür Bazı hassas görüntüleme yöntemleri beyindeki bozuklu­ğun şakak ve alın bölgelerinde olduğunu ortaya koymuştur. PET (positron emission tomography), SPECT (single pho­ton emission computedtomography) ve fMR (fonksiyonel manyetik rezonans) depresyon hastalarında beynin ön bölge­lerinin iyi çalışmadığını göstermiştir.

Beyindeki Elektrik Akımında Bozulma
Bahsedilen PET, SPECT, fMR tetkikleri uygulaması zor ve pahalı yöntemlerdir. Beyni görüntülemenin eski ve ucuz yöntemi halk arasında ‘beyin elektrosu’ olarak bilinen EEG’dir. (elektroensefalografi). EEG’de kafaya teller (ki aslında bunlar elektrottur) bağlanarak beynin yaydığı elektrik akımı kayde­dilir. EEG sara hastalığının, beyin iltihaplarının, bunamaların (mesela Alzheimer hastalığı), uyku bozukluklarının teşhisin­de kullanılır. Tomografi yöntemi geliştirilmeden önce, beyin tümörlerinin ve beyin damar hastalıklarının tanınmasında da işe yarayan bir yöntemdi.
Psikiyatrik hastaların önemli bir bölümünde EEG sonuçla­rı bozuk çıkar. Bilhassa ‘quantitative’ (kantitatif) EEG (kısaca QEEG denir), depresyon hastalarının beyinlerinin ön bölge­lerindeki bozulmayı on beş dakika içinde gösterir.

Depresyona Yol Açan Bedensel Hastalıklar ve İlaçlar
Bazı bedensel hastalıklar depresyona yol açar. Bu da dep­resyonun ‘biyolojik kökenli bir hastalık’ olduğu tezini güçlen­diren bir kanıttır.

Depresyona sebep olan hastalık ve ilaçları şöyle sıralayabi­liriz:

Beyin Hastalıkları
Sara: Sara hastalarmda depresyon ve intihara bağlı ölümle­rin görülme sıklığı, diğer insanlara göre 10-20 kat daha fazladır. Sara, beyindeki elektrik akımının bozulmasından kaynak­lanan bir hastalıktır.

Beyin tümörleri: Alın ve şakak bölgesinde tümör oluşması halinde, kişide depresyon ortaya çıkabilir. Hatta bu bölgele­rin tümörleri sadece depresyon belirtileriyle bile kendini belli edebilir.

Parkinson hastalığı: Titreme ve hareket yavaşlığı gibi bul­gulara yol açan bu yaşlılık dönemi hastalığı, ileri yaş grubu için önemli bir depresyon sebebidir.

Bunamalar: (Alzheimer hastalığı gibi): Bunama olayla­rında, hastalığın bazı dönemlerinde, unutkanlıktan ziyade depresyon, hastaya ve çevresine zorluk çektirir.
Beyin damar hastalıkları (felçler ve beyin kanamaları): Bilhassa beynin sağ tarafında oluşan damar tıkanıkları veya kanamalara (ki bu durumda vücudun sol taralı felç olur) dep­resyonun da eşlik etme ihtimali yüksektir. Felçli kişi bir de depresyona girerse, iyileşme ümidi ve çabası azalır, hatta ikinci bir felç geçirme ve ölüm riski doğrudan doğruya artar.

Hormon hastalıkları
Guatr: Guatr, boğazımızda yer alan tiroit adlı salgı bezinin hastalığıdır. Tiroit bezi az hormon salgılarsa hastada yorgun­luk, durgunluk, yavaşlık, unutkanlık, depresyon, tepkilerde yavaşlama, kilo artışı ve ciltte kuruma görülür. Tiroit bezi fazla hormon salgıladığında da sinirlilik, huzursuzluk, sıkıntı, terle­me, kilo kaybı ve çarpıntı görülür.

Böbrek üstü bezi hastalıkları: Böbrek üstü bezleri kortizol adlı hormonu salgılar. Fazla miktarda kortizol, depresyonun yanı sıra şizofreni benzeri akıl hastalıkları, şişmanlık (bilhassa ensede yağ birikmesi), saç dökülmesi, kıllanma, ay dede yüzü (surat yağ birikimi sonucu toparlaklaşır, ayrıca kızarır ve ‘ay dede’yi hatırlatır), ciltte çatlaklar, mide ülseri, yüksek tansiyon ve şeker yükselmesine yol açar.

Loğusalık: Bir kadının hayat boyu depresyona en yatkın oIduğu dönem loğusalıktır. Hatta, hemen hemen bütün kadınlar doğum yaptıktan sonra ilk bir ay içinde, “loğusalık hüznü’ (post-partum blues) denilen gelip geçici ve hafif bir depresif ruh haline bürünürler. Ancak bazı kadınlar loğusalık depresyonuna girer ve bebeklerine bakamaz hale gelirler. Hat­ta bu sebeple intihar bile edebilirler.

Kalp-damar hastalıkları
Kalp krizi geçiren veya by-pass ameliyatı olanların huylar­ının değiştiğine, yakınları sıklıkla şahit olurlar. Aslında bu huy değişikliği genellikle depresyona bağlıdır. Tedavi edilirse, hastanın hem hayat kalitesi yükselecek, hem kalp-damar hastalı­ğının tedavisi kolaylaşacak hem de ömrü uzayacaktır.

Kanser
Kanserler sadece hastada yarattığı ümitsizlik yüzünden hastanın beden dengesini bozarak da depresyona yol açabilir. Bazı kanser türlerinde (mesela pankreas kanseri ve lenfomalar, yan lenf kanserleri) depresyon daha sık görülür. Bu da kanse­rin sadece duygusal değil biyolojik sebeplerle de depresyona yol açabileceğini düşündürür.

İlaçlar

  1. Bazı verem ilaçları
  2. Bazı antibiyotikler, grip ilaçları
  3. İnterferon; hepatit, bazı kanser türleri ve AİDS tedavisin­de kullanılan çok yararlı bir ilaçtır. En ciddi yan etkilerinden biri depresyondur.
  4. İzotretinoin etken maddelı adlı sivilce ilacı pek çok genci muhteşem bir cilde kavuşturmuştur. Ancak bu ilaç depresyo­na, hatta bazen ağır depresyona yol açabilir.
  5. Aslında depresyona en sık yol açan maddeler alkol ve uyuşturuculardır. Bunlar geçici bir rahatlık hissi vermekle be­raber beyni tahrip ederek ciddi bir depresyona sebep olurlar.

Depresyonun Psikolojik Sebepleri

Öğrenilmiş Çaresizlik
Araştırmacılar yaptıkları bir deneyde: Bir maymunu kafeste aç bırakırlar. Yiyecek arayan hayvan kafe­sin içinde bir pedal bulur, bu pedala basınca hayvana yiyecek verilir.
Diğer maymuna ise, defalarca pedala bassa bile yiyecek ve­rilmez.
Deneyin ikinci aşamasında her iki maymun iyice aç bırakı­lır ve tekrar kafese konur. Pedala basınca yiyecek geldiğini öğ­renen maymun, hızla pedalın yerini bulur ve gıdasına kavuşur. Bu defa diğer maymuna da yiyecek verilecektir, ama hayvan pedala dokunmaz bile. Çünkü pedala basmanın hiçbir faydası olmadığını öğrenmiştir. Açlıktan perişan olur, ama gıda araya­cağına kafeste öylece kıvrılıp yatar.
Depresyon geçiren insanların bazıları geçmişlerinde ‘ça­resizliği öğrenmişlerdir.’ Hayatlarının önceki yıllarında yaşa­dıkları olaylar onlara kurtuluş olmadığını, yani ümitsizliği öğ­retmiştir. Bu yüzden karşılaştıkları ufak bir engeli bile aşılmaz dağlar gibi görürler.
Halbuki bazı insanlar her derdin bir devasının olduğunu, zorluklarla mücadelenin mutlaka zafer getirdiğini öğrenmiş­lerdir. Böyle kişiler depresyona daha az girerler.

Üzücü Olaylar
Yaşanan stresli olaylar, insanın beyin fonksiyonlarını boza­rak depresyona zemin hazırlar.
Kişi bazen tahammül edilmesi zor bir acı yaşadıktan he­men sonra depresyona girer. Mesela sevdiği birini kaybeden­lerin, iflas edenlerin, eşi tarafından terk edilenlerin, imtihanda başarısız olanların depresyona girdiklerine sık sık şahit oluruz. Hatta bu gibi durumlarda üzüntülü bir dönem yaşamak nor­mal bile kabul edilir. (Ancak üzüntü ve depresyonun farklı şeyler olduğunu hatırlatalım.)
Bazen de küçük küçük bir sürü stresli olay birikir ve sonun­da depresyona yol açar. Diyelim ki mesleğinizi çok seviyorsu­nuz, iş arkadaşlarınız da iyi, işe mutlu gidiyorsunuz. Ancak üzerinizde sürekli zaman baskısı var. Size verilen işlerin alela­cele bitirilmesi isteniyor sık sık. Sürekli bir yerlere bir şeyler yetiştirmek zorundasınız. Bu arada hafif bir trafik kazası ge­çiriyorsunuz, kazayı ufak tefek sıyrıklarla atlatıyorsunuz, pek de maddi hasara uğramıyorsunuz. Derken 95 yaşındaki kayın­pederiniz ölüyor. Eşiniz dünyanın en iyi insanı, ama babasının hastalığı sırasında hastanelere koşturmaktan bitkin düşmüş durumda. Kız kardeşiniz hiç mi hiç hoşlanmadığınız bir de­likanlıyla evlenmek için aileyi zorluyor. Bu durumda sinirleri­niz ne kadar sağlam olursa olsun, kendinizi depresyona girmiş vaziyette bulabilirsiniz.
Strese maruz kalan her insan elbette depresyona girmez. Mesela Nazi kamplarında toplanan mağdurların bir kısmı be­densel acılara, bir kısmı ruhi acılara dayanamayıp hayatlarını kaybetmiş; bir kısmı ise her türlü ıstıraba dayanarak savaştan sonra adeta yeniden doğmuş, ailelerinden sağ kalanlara kavuş­muş, çalışıp didinerek iş güç sahibi olmuşlardır.
Depresyona yatkınlık yaratan çeşitli biyolojik ve psikolojik faktörler vardır.

Depresyona Yatkınlık Yaratan Kişilik Özellikleri
Aşırı sorumluluk duygusu

Depresyon sanıldığı gibi zayıf kişilerin hastalığı değildir. Tam tersine aşırı sorumluluk duygusu taşıyan, aile ve arkadaş çevresinde herkesin yardımına koşmaya çalışan, her yükün al­tına giren kişiler depresyona daha yatkındır. Bu yüzden depres­yona saçını süpürge eden kadınların hastalığı bile denebilir.
Titizlik, mükemmeliyetçilik
Kılı kırk yaran, ince eleyip sık dokuyan, el attıkları her işi kusursuz yapmaya çalışan insanlar daha sık depresyona girer. Çünkü bu insanların kafası devamlı meşguldür. Yükümlü­lüklerini daha iyi nasıl yerine getirebileceklerini hesap ederler.
Halbuki hayatta mükemmel diye bir şey yoktur. “Daha iyi, iyinin düşmanıdır” derler. Aşırı titiz ve mükemmeliyetçi kişiIer kendilerine yüksek hedefler koyar, bunlara ulaşamayınca da hayal kırıklığına uğrarlar. Çok ayrıntıcı ve ince düşüncelidirler, aynı tutumu çevrelerinden de beklerler. Bulamadıklarında ise haksızlığa maruz kaldıkları hissine kapılırlar.
Mükemmeliyetçiler, işlerini çok iyi yapan ve genelde yap­tıkları işte başarıya ulaşan kişilerdir. Ancak çoğunlukla gergin, kaygılı ve karamsardırlar. Kendilerini ve başkalarını fazla ten­kit ederler.

Kendinden ve başkalarından çok şey beklemek
Bazı insanlar, çevrelerinden aşırı sevgi beklerler. Bilhassa kimi kadınların sevgi beklentileri o kadar yüksektir ki, hiçbir er­kek bu ihtiyacı karşılayabilecek kapasiteye sahip değildir. Duy­gusal ihtiyacı fazla olan kişiler daha kolay depresyona girerler.
Kimileri ise herkesin kendilerine duyarlı, düşünceli, ince davranmasını ister. Halbuki hayatta zaman zaman kötü mu­amele görmek, haksızlığa uğramak kaçınılmazdır. Hayatın di­kensiz gül bahçesi olmasını umanlar, mutlaka hayal kırıklığına uğrarlar.
Kişinin kendisinden her zaman yüksek başarı beklemesi, sürekli ağır mesuliyetlerin altına girmesi de depresyon sebep lerinden biridir. Hayatta iniş de vardır çıkış da. En başarılı, en zeki, en yetenekli insanların bile çöküş dönemleri olur.

Kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye, daima iyiliksever olmaya çalışmak
“İyilik yaparsanız depresyo­na girerseniz” demek istemiyoruz. Depresyona yatkın olanlar iyilikseverler değil, iyilikseverliği kendilerine yapılan haksızlığa itiraz edememe boyutuna taşıyanlardır.
Hayır diyememek önemli bir depresyon sebebidir. Bazıları hayır diyemediklerinden, yapmaktan hoşlanmadıkları bir sürü işi yapmak zorunda kalırlar; hiç geçinemedikleri kişilerle kırk sene aynı havayı solurlar: tezgâhtarlarla pazarlık yapamazlar; do­landırıcılara borç para verirler; işyerlerinde para veya kariyer ge­tirmeyecek yükümlülükleri sırtlanan ‘hamallar’ haline gelirler.
“İnsanların kalbini kırarım”. “Bu fikre karşı çıkarsam hak­kımda kötü şeyler düşünürler” gibi yargılarla hayatlarını zehir ederler.
Her şeye ‘hayır’ demek de insanın huysuz ve uyumsuz biri olarak tanınmasına yol açar. Yeri geldiğinde evet, yeri geldi­ğinde hayır demeyi öğrenmek gerekir. ‘Evet’ ve hayır’ haya­tımızın kapılarıdır: Hayatımıza girmesini istediğimiz şeylere kapıyı açmalı, istemediklerimize kapamalıyız.

Bağımlılık, onaylanma ihtiyacı
Alkol ve madde bağımlılığı elbette depresyonun en ciddi sebeplerinden biridir, ama burada kastettiğimiz insana ba­ğımlılıktır.
Şüphesiz verimli sevgi alışverişlerine hepimiz ihtiyaç duya­rız. Hepimiz sevmek ve sevilmek isteriz.
Fakat bazı kişiler anneleri, ağabey veya ablaları, arkadaşları olmadan hiçbir şey yapamazlar. Evde yalnız başlarına keyifle çay demleyip kitap okumayı başaramayan, mutlaka başka bi­rinin varlığına ihtiyaç duyan, kapıdan dışarı yalnız çıkmaktan hiç mi hiç zevk almayan, bir yakınını yanında taşımadan bir çift ayakkabı beğenemeyen insanlar hiç de az değildir.
Bazıları ise her zaman birinin ‘fiziksel’ varlığına ihtiyaç duymazlar. Ama yaptıkları her işin başkalarınca onaylanma­sını ve takdir edilmesini beklerler. Onlar için kendilerinin değil, başkalarının görüşleri önemlidir. Yalnız başlarına karar veremezler. Yakınlarının sevgi ve desteğini kaybetmemek için, katılmadıkları fikirlere bile karşı çıkmazlar.
Bağımlılar için boşanma, annenin ölümü gibi olaylar birer faciadır. Bunların altından çok zor kalkarlar. Bazıları, karşı cinsle ilişkilerinin sona ereceğinden korkmaya başladıkları anda başka bir sevgili aramaya başlar, ancak yeni birini bul­duklarında öncekinden ayrılabilirler.

Kendine güvensizlik
Tıp fakültesinde doçent olan, iki lisan bilen biri “Hayatta hiçbir şeyi başaramadım” diyebiliyor, halbuki çev­resi tarafından ‘başarılı insana örnek gösteriliyordu.
Bazı insanlar hayatta daima başarısızlıklarını görürler, ba­şardıkları her şeyi unuturlar. Başarılarını başkalarına borçlu olduklarını düşünürler, başarısızlıklarından ise kendilerini so­rumlu tutarlar.
Kendine güvensizlik, kişinin karşı cinsle olan ilişkilerini de etkiler. Baş döndürücü güzellikteki bazı kadınların, kendileri­ni ‘suratına bakılamayacak kadar çirkin’ bulduklarına hayretle tanık oluruz. Kendine güvensiz kişiler, genellikle redde­dilme korkusuyla karşı cinsten uzak dururlar. Sevgilileri var­sa veya evlilerse bile, beğenilmeme kuşkusunu ve terk edilme korkusunu içlerinden kolay kolay atamazlar, gereksiz kıskanç­lıklara kapılabilirler.
Herkesin kendini beğenmeye az çok ihtiyacı vardır. Kendi­ni beğenmişlik ve kibir ne kadar kötüyse, kendini hiç beğen­memek de o kadar kötüdür. Kendini hiç beğenmeyen insan değersizlik duyguları yaşar, kimsenin sevmediği ve önemseme­diği biri olduğunu düşünür. Depresyonun en önemli sebebi belki de kendine güvensizlik, kendini sevmemek ve kendini beğenmemektir. Kendine güvensizlik depresyona, depresyon da kendine güvensizliğe yol açar.

Utangaçlık, çekingenlik, içine kapanıklık
Utangaçlık geleneksel anlayışta toplum tarafından bir er­dem kabul edilir. Utangaç kişileri çoğumuz gerçekten severiz. Ancak utangaç kişi, maalesef depresyona kuvvetle adaydır. Çünkü utangaçlar, çekingenler, içine kapalılar kendilerine gü­vensiz insanlardır. Yukarıda ‘kendine güvensizlik’ başlığı altın­da da izah ettiğimiz gibi kolaylıkla depresyona girebilirler.

Narsisizm
Kendine güvensizlik nasıl depresyona yatkınlığa sebep olu­yorsa, kendini aşırı beğenmek (yani narsisizm) de depresyona meyil oluşturur. Çünkü kendini çok seven, başkalarından us­tun gören insanlar çevreden hep özel muamele beklerler. El­bette her zaman ve herkesten özel muamele görmek mümkün değildir. Bu yüzden narsistik kişiler çok kolay hayal kırıklığına uğrarlar.
Bu kişiler yetenekli ve zeki olmasalar dahi kendilerini öyle görürler. Bazı üstün yeteneklere sahip olsalar bile bunları abar­tırlar. Her alanda üstün olmak isterler. En başarılı, en güzel olmanın hayallerini kurup dururlar. Halbuki bazı alanlarda komşumuzdan üstün olsak bile, başka alanlarda komşumuz bizden üstündür. Dolayısıyla bir narsistin hayallerine ulaşması hiçbir zaman mümkün değildir. Yani kendini beğenmişin hayal kırıklığına uğraması kaçınılmazdır.
Narsistik kişiler özel olduklarını düşündükleri için verme­den almak isterler. Kuyrukta en öne geçiverir, ikaz edilince de şaşırırlar. Sevmeden sevilmeyi beklerler. Halbuki kibirli tavır­larıyla insanları kendilerinden uzaklaştırırlar. Farkında olma­dan, kendilerini sevenleri iterler. Hatta çevrelerindeki kişileri sömürür, bunu da çok tabii görürler. Dolayısıyla aileleriyle, işleriyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla doyurucu ilişkiler kura­mazlar. Çok arzu ettiği halde başkaları taralından sevilmemeleri sonunda depresyona girmelerine yol açar.

Şüphecilik, insanlara güvensizlik
Kendine güvensizlik nasıl bir depresyon sebebiyse, başkaIarına güvensizlik de aynı etkiyi gösterir. İnsanlara güvenmeyen kişi, vahşi hayvanlarla dolu bir ormanda dolaşan, her an saldırıya uğramaya hazır bir yolcu gibidir: Daima gergin, her an tetikte ve korku içinde…
Hayatta mutluluğun temellerinden biri güven duygusudur. Her an kandırılacağını, sömürüleceğini düşünen biri nasıl huzura kavuşabilir? Eşi tarafından aldatılma ihtimalini kafasın­dan çıkaramayan adam, nasıl iyi bir yuva kurabilir? “Babana bile güvenmeyeceksin” düşüncesiyle yaşayan kişi, nasıl sağlam dostluklar kurabilir? Siz başkasına güvenmezseniz, başkaları size güvenir mi?
İnsanlara güvenen biri elbette hayatta zaman zaman ‘kazık yiyebilir’, hatta bunlar ‘büyük kazıklar’ da olabilir. Ama sonuç itibariyle kazanacağı şeyler, kaybedeceklerinden çok daha faz­la olacaktır.

Onuruna aşırı düşkün olmak
Zaman zaman gazetelerde ‘onuru yaralandığı için intihar etti’ haberlerine rastlarız. Onurlu olmak, şerefle yaşamak el­bette bir erdemdir. Ancak bazı kişilerin iftiraya uğradıklarında mücadele edip adlarını temize çıkarmak yerine intiharı seçtik­leri de acı bir gerçektir. Halbuki haksızlığa karşı çıkmak, haki­kat için savaşmak daha büyük bir erdemdir.
“Onurum için yaşarım” “Şerefime zerre kadar leke sür­dürmem” gibi ifadeler şüphesiz güzeldir ama bu tür ifadeleri, onur/şeref/haysiyet gibi kelimeleri fazla kullananlar ya şüp­heciler, ya kendini beğenmişler veya kendine güvensiz kimse­lerdir. Bu insanlar şerefli oldukları için değil, ama bu kişilik özellikleri yüzünden depresyona yatkındırlar.

Hep ya da hiç biçiminde düşünmek
Kişi olayları ya ak ya kara olarak değerlendirir. Ak-kara tarzında düşünenlerin tipik zihin yapısı şudur: “Bir işi ya mü­kemmel tamamla veya o işe hiç başlama.”
Bazı öğrenciler çok iyi çalışamayacakları bir derse hiç çalış­mamayı tercih edebilirler. Kimileri, yaptıkları ibadetin hiçbir zaman ulaşılamayacak derecede mükemmel olmasını o kadar çok isterler ki, sonunda ibadetten büsbütün kopma noktasına gelirler. Bir gelin kayınvalidesiyle kavgalıyken, kocasının, an­nesine yakınlık göstermesi karşısında “Bana hiç değer vermi­yor, varsa yoksa annesi” düşüncesine kapılabilir.
Ya hep ya hiççiler hayatta hep çıkmazlarla karşı karşıya ka­lırlar. Bunun sonu da elbette depresyondur.

Aşırı genellemecilik
Bazı insanlar tek bir olaydan genel sonuçlar çıkarırlar. Me­sela bir kardeş ağabeyinin yıllar önce kendisine ‘aptal’ demiş olmasını kıskanıldığı, sevilmediği şeklinde yorumlayabilir. Ki­misi, arkadaşı telefonuna cevap vermediği zaman “Herhalde şu anda müsait değil” diye düşünmez de, “Bu herif zaten ki­birli biri, insanlara değer vermez” sonucunu çıkarır. Münferit bir olumsuz olay, aşırı genellenerek bir mutsuzluk kaynağına dönüştürülür.

Küçümseme veya büyütme
Kişi başardığı işleri küçümser ve değersizleştirir, hatalarını veya hatalı olarak değerlendirdiği davranışlarını ise kendi için­de büyütür. Çok seçkin okullardan mezun olmuş, mesleğinde son derece başarılı, üç yabancı dil bilen biri “İmkânlarım iyiy­di, babamın parası vardı, eğitimime önem verdi” diyerek kendi başarılarını görmezden gelebilir. Çok iyi İngilizce ve Almanca konuştuğu halde Fransızcaya yeterince hâkim olamamasını “Kafam çalışmıyor, aptalın tekiyim” şeklinde yorumlayabilir. Meslek hayatına yeni başlayan bir genç, acemilik döneminde herkesin yapabileceği hataları öyle büyütür ki, depresyon onun için kaçınılmaz hale gelir.

Kişiselleştirme
Kişi, hiç alakalısının olmadığı veya çok az bağlantısının ol­duğu olayları, tamamen şahsıyla ilgiliymiş gibi değerlendirir ve bu olayların olumsuz sonuçlarından kendisini sorumlu tutar. Aşın himayeci bir baba, 24 yaşındaki kızının trafik kazası geçir­mesi üzerine “Ehliyet almasına izin vermemeliydim” diye ken­dini suçlayabilir. Bir çalışan, işyerindeki gerginliklerden kay­naklanan sert üslûbu “Beni burada istemiyorlar, işi bırakmam için rahatsız ediyorlar” diye yorumlayabilir. Her türlü bakışı, sözü, eleştiriyi üstüne alınan birinin mutlu olması çok zordur.

Seçici odaklanma
Kişi içinde bulunduğu durumların veya yaşadığı olayların yalnızca olumsuz sonuçlarına odaklanır. Mesleğini sevmeyen bir doktor klinikte sadece ölen hastalarını görür. Acısını din­dirdiği, hayata döndürdüğü kişileri fark ermez. Titiz bir koca, karısının sevgi dolu ve iyi huylu biri olduğunu görmez; dikil­meyen söküklerden, iyi ısıtılmayan yemeklerden, ütüsü bozuk pantolonlardan yakınır durur. Bardağın hep boş tarafını gören birinin depresyona yakalanması oldukça kolaydır.

Keyfi çıkarsamalar
Kişi içinde bulunduğu durumlardan veya yaşadığı olay­lardan yeterli neden olmadığı halde sürekli olumsuz sonuçlar çıkarır. Babasını kalp hastalığından kaybetmiş birine, en ufak bir çarpıntı, ölüm habercisi gibi gelebilir. Babasının hastalığı­nın aslında irsi olmadığını bildiği halde, kendi sağlığından en­dişelenir. Kıskanç bir koca, karısının pazardan on dakika geç dönmesini aldatıldığı şeklinde yorumlayabilir. Bu tür yanlış düşünce ve yorumlar kişiyi yıpratır ve sonunda dep­resyona sokar.

Depresyon Nedenleri
Biyolojik Faktörler
Depresyon bir beyin hastalığıdır. Depresyondaki kişiler üzerinde yapılan araştırmalar, bu kişilerin depresyonda iken beyinlerinde bazı değişiklikler olduğunu göstermektedir. Özellikle de, sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan alanlarda tıkanıklık görülmektedir. Sorumlu maddelerin üretiminde ya da iletimindeki bozukluğun depresyona yol açabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalarda,  depresyon olgularında,  kanlarındaki, idrarlarındaki ve beyin omurilik sıvılarındaki  biyolojik aminlerinde  çeşitli bozuklukların olduğu saptanmıştır. Bunun yanı sıra  noradrenalin, serotonin ve dopamin olarak adlandırılan nörotransmitterlerin  üretim, salınım, alım vb. metabolizmalarındaki bozuklukların depresif bozukluklarda rol oynadığı saptanmıştır. Özellikle böbrek üstü bezi, tiroid bezi veya hipofizden salgılanan hormonlar da depresyon oluşumuna katkı sağlayabilmektedir. Bu durumda bu hormonları da düzenleyen ilaçların tedaviye eklenmesi gerekebilir.

Genetik Faktörler
Depresyonda genetik yatkınlıkların olduğu kabul edilmektedir. Genetik üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde özellikle tek yumurta ikizleri ile yapılan çalışmalarda ikizlerden birinin depresyon geçirmesi durumunda diğerinin depresyon geçirme olasılığı %50 olarak bulunmuştur. Aile araştırmalarında depresyonu olan kişilerin birinci derece yakınlarında depresyon genel nüfusa göre 3-4 kat daha fazla görülmektedir.

Psikososyal Faktörler
Psikososyal etkenlerin (stres veren yaşam olayları, kayıplar, ayrılıklar vb.) beyin biyokimyasındaki değişiklikleri tetikleyebileceği varsayılmaktadır. Araştırmalar, depresyonun ilk ortaya çıkışında stresli yaşam olaylarının etkili olduğunu, sonraki ataklarla stresli yaşam olayları arasında bir ilişkinin bulunmadığını ortaya koymuştur. Stres beyinde kalıcı değişiklikler yapmakta ve hastalığın tekrarlamasına yol açabilmektedir. Küçük yaşta anne ve babasını kaybedenlerde ileriki yıllarda depresyon ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Depresyon ve kişilik arasında herhangi bir ilişki tanımlanmamıştır. Stresli yaşam olayları karşısında birçok kişi depresyona girebilir. Psikososyal Faktörler arasında;
-Kayıp ve yaslar
-Doğum, hamilelik, lohusalık süreci
-Bazı hastalıklar (Kanser, Multiple Skleroz, Epilepsi vb.)
-Kalıtsal yatkınlık
-Alkol kullanımı
-Evlilik, aile sorunları
-İş ile ilgili sorunlar
-Mevsim değişiklikleri

Bilişsel Faktörler

  1. Olumsuz üçlü:  Kişinin kendisini, çevresini, geleceğini olumsuz değerlendirmesi.
  2. Olumsuz otomatik düşüncelerin ortaya çıkması.
  3. Bilgi işleme ve algılamada yapılan sistematik hatalar:

Ya hep ya hiç tarzında düşünme.
Keyfi çıkarsamalarda bulunma
Aşırı genellemelerde bulunma
Seçici Dikkat (Olumsuza Odaklanma, Olumlu Şeyleri gözden kaçırma)

  1. İşlevsel olmayan şemalar: İşlevsel olmayan şemaların temelleri erken dönemde atılmakta, yaşam boyu devam etmektedir.

Tedavi
İlaç Tedavisi

Antidepresan ilaçlar kullanılmaktadır. İlaçların düzenli kullanılması önemlidir. Birkaç günlük kullanımdan sonra kişinin  ilacın kendisine yaramadığını düşünüp kesmesi doğru değildir. Depresyonun şiddetine göre, hastane tedavisi önerilebilir. En çok kullanılan ilaçlar, beyin biyokimyasını düzenleyen, depresif ruh halini çözen trisiklik antidepresanlar ve MAOI adı verilenlerdir.
Major depresyon vakalarında hastada intihar düşünceleri, yeme ve içmeyi reddetme gibi durumlar görülebilir. Bu hastaların hastanede tedavi edilmesi gereklidir. Major depresyon vakalarında Elektroşok (elektrokonvülsif) tedavi de uygulanabilir. Elektroşok tedavisinde, hastanın beyninin belli bölümlerine elektrik akımı verilir. Bu tedavinin yinelenmesi ile  iyileşme sağlanabilir. Geçici olarak, yakın dönem olayları ile ilgili unutmalar oluşabilir. Araştırmalar, depresyon geçirenlerin yüzde 95’inin iyileştiğini, yalnız %4’ünün kronik biçimde sürdüğünü göstermektedir.

Depresyon ve Psikoterapi
Yapılan araştırmalar, ilaç tedavisinin yanı sıra terapinin eklenmesinin başarı oranını ikiye katladığını göstermektedir.
Bilişsel davranışçı terapi modeline göre, erken dönem yaşantıları, hastanın kendisi ve dünya ile ilgili işlevsel olmayan şemaların gelişmesine yol açmaktadır. İşlevsel olmayan bu şemalar, depresyon gelişimine zemin hazırlamaktadır. İşlevsel olmayan şemaların stresli yaşam olayları ile aktive olması sonucunda depresyon açığa çıkmaktadır. İşlevsel olmayan düşüncelerin aktive olması “olumsuz otomatik düşüncelerin’’ açığa çıkmasına yol açar. Bu düşünceler, şimdi, geçmiş, gelecek ile ilgili olabilir. Geri çekilme, aktive düzeyinde azalma gibi davranışsal, suçluluk, kaygı, anksiyete gibi duygusal, ilgi kaybı gibi motivasyonel, dikkati toplayamama, uyku bozuklukları gibi bilişsel belirtilerin açığa çıkmasına yol açar. Depresyon geliştikçe olumsuz otomatik düşünceler sıklaşır, şiddeti artar, rasyonel düşünceler ise giderek azalır. Bu bir kısır döngü oluşturur. Bilişsel davranışçı terapilerde, kişinin olumsuz otomatik düşüncelerini fark etmesi, sorgulaması, bu düşüncelerin temelindeki inançların değiştirilmesi hedeflenmektedir. Terapinin buradaki katkısı, iyileşmeyi hızlandırması, depresyonun tekrarlamasını engelleyecek baş etme becerilerinin kişiye öğretilmesi, depresyonlar karşısında daha güçlü çıkabilmesini sağlamaktır.
Günümüzde, birçok depresyon türünde, geçmişte yaşanan yoğun ve tekrarlayan travmatik deneyimlerin belirleyici neden olduğunu kavramaktayız. Genetik faktörün ağırlıklı rol oynadığı bazı depresyon türleri dışında, ki bu tür depresyonlara az rastlanır, travma çalışması yapıldığında depresyonun kademe kademe ortadan kalktığını görürüz. Depresyonun belirleyicisi olan travmatik yaşantılar tespit edilebildiğinde ve EMDR yöntemi uygun ve dikkatli bir şekilde uygulandığında, oldukça etkili sonuçlara ulaşabilmekteyiz. Bu tür bir psikoterapi çalışması yapıldığında, depresyonda en büyük sorunlardan biri olarak karşımıza çıkan “relapse” (depresyonun tekrarlaması) riskinin de son derece azaldığını görmekteyiz.
Depresyonda olan kişinin bu durumdan kurtulamayacağına dair umutsuzluk beslemesi depresyon tedavisine başlamayı engelleyen en önemli nedendir. Depresyon tedavisi olan bir hastalıktır. İlaç tedavisi ve uygun psikoterapi yaklaşımı beraber uygulandığında depresyonda olan kişilerin büyük çoğunluğunda çözüm elde edilir. Ne yazık ki, depresyonda olan kişi, bu umutsuzluk halinin kendisinin, aslında depresif ruh halinin bir parçası ve bir sonucu olduğu gerçeğini fark etmekte zorlanır. Bunu fark edenlerin tedavi arayışına girme ihtimalleri artar.