Tel: 0282 653 17 27

Facebook Sayfamız

Panik Atağa Grup Tedavisi ile Son

Panik Atak mı yaşıyorsunuz?

Kalp Krizi geçirmekten mi korkuyorsunuz?

Sürekli Vucudunuzumu dinliyorsunuz?

Nefes almakta zorlanıyormusunuz?

Panik bozukluğu sosyal ve mesleki işlevsellikte ciddi sorunlara yol açan süreğen seyirli ve sık görülen bir hastalıktır.

Bu bozukluğun bedensel belirtilerle karakterize ani korku dönemleri şeklinde ortaya çıkan yineleyici ve beklenmeyen “ panik atakları”dır. Panik atak sırasında sempatik ve parasempatik uyarılmaya ait çarpıntı, nefes darlığı, titreme , sarsılma, göğüs ağrısı , göğüste sıkışma hissi, baş dönmesi , sersemlik, uyuma, karıncalanma gibi bedensel belirtiler birkaç dakika içinde hızla ortaya çıkarak kişiye şiddetli bir korku, genellikle ölüm korkusu yaşatmaktadır. Yaşanan bu anksiyete (kaygı) kişiyi bir sonraki panik atağın ne zaman geleceğine dair yoğun bir endişeli beklenti içine sokar. Genel toplumda yaşayanların %10′u yaşamlarında en az bir panik atağı deneyimlemektedirler. Ayrıca bu ataklara bağlı olarak bedensel sağlıkla ilgili kaygılar yoğunlaşabilir ve panik ataklarına ikincil agorafobik kaçınma davranışı gelişebilir. Agorafobiyi panik atağının ya da panik benzeri belirtilerin (örneğin çarpıntı) çıkması halinde kişinin yardım alamayacağı ya da kaçıp kurtulmanın zor olacağı yer ve durumlarda bulunmaktan kaygı duymak şeklinde tanımlayabiliriz. Agorafobik kaçınma uçak, metro, otobüs, tren gibi toplu taşıma araçlarında , sinema, süpermarket, pazar yeri gibi kalabalık ortamlarda, tünel, asansör gibi kapalı yerlerde kalındığında, özellikle trafik sıkışıkken otomobile binmek ve sürmek , sokakta yürümek, evden uzaklara gitmek, evde tek başına kalmak, açık alanlarda bulunmak , yüksek yerlerde bulunmak ve köprülerden geçmek söz konusu olduğunda ortaya çıkabilir. Bozukluğun önemli özellikleri arasında yer alır ve oluşan yeti yitiminin temel nedenidir. Bu kaçınma davranışı nedeniyle hastalar ev işlerini yapmada, sosyal ilişkileri sürdürmede ve mesleki işlevlerini yerine getirmede zorluk yaşarlar.

Panik atakları sırasında çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, tansiyon değişikliği, terleme, göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi,bulantı, karın ağrısı, uyuşma ve karıncalanma gibi belirtiler olması kişilerin ölümcül veya ağır bir hastalıkları olduğu şeklinde bir inanca kapılmalarına neden olur. Hekimlerin tıbbi güvence vermesi bile yetersiz kalır ve hekim hekim dolaşabilirler. Panik bozukluğu hastaları ilaç yan etkilerine karşı biyolojik olarak daha duyarlıdırlar. İlaç yan etkileri sağlıklı kişilere kıyasla daha sık ve daha şiddetli olabilir.

Panik bozukluğuna özgü bir muayene veya laboratuar bulgusu yoktur. Tanı hastadan alınan bilgiye dayanarak konur. Panik bozukluğunun belirtilerinin görülebildiği diğer tıbbi durumlardan şüphelenilmesi durumunda gerekli tetkikleri yapılarak olası başka hastalıklar ekarte edilir.

Panik bozukluğunun oluşumundan beynin çok sayıda ve birbiriyle etkileşen nörotransmitterler ( beyindeki hücrelerarası iletiden sorumludurlar) aracılığı ile düşünce , duygulanım ve davranışları düzenleyen farklı alanlarının işlevlerindeki bozulma söz konusudur. Korku yaşanması sırasında sempatik sinir sistemi aktive olur ve savunma davranışları ortaya çıkar. Nörobiyolojik araştırma sonuçları paniğin oluşumunu korku yanıtının eşiğinin düşük olmasıyla ilişkilendirmiştir. Yani korkunun tetiklediği mekanizmalar sağlıklı bir insana göre daha kolay açığa çıkar. Panik bozukluğunda ailesel bir yatkınlık ta söz konusudur. Birinci derece yakınlarında panik bozukluğu olan kişilerde yaşam boyu panik bozukluğu görülme sıklığı sağlıklı kişilere göre 7-20 kat fazladır.

Beynin çeşitli alanlarındaki bu işlev bozukluğu, fiziksel (ör: çarpıntı) veya zihinsel ( Ör: kontrolünü kaybedeği korkusu) kökenli içsel durumların yanlış olarak katastrofik bir şekilde yorumlanmasına bağlıdır. Bir panik atağı yaşayan kişi atak sırasında oluşan belirtilerinden bedensel veya ruhsal açıdan tehlikeli, zararlı ve hatta ölümcül olabileceği inancına kapılır. Hastalar anksiyete belirtilerinden korkmaya başlarlar. Bir bakıma panik hastaları korkudan korkmakta ve dikkatlerini bu belirtilere yoğunlaştırmaktadırlar. Sürekli olarak bedenlerinde olası bir panik atağını düşündürecek belirti ararlar. Bu katastrofik inançlar yeniden anksiyeteye ve dolayısıyla daha fazla bedensel belirti ve duyuma neden olurlar. Anksiyetenin ve çarpıntı , nefesdarlığı, terleme gibi belirtilerin algılanması yeni panik ataklarına yol açar. Kısırdöngü ortaya çıkar.

Bu genetik yatkınlık ve beynin bazı bölgelerindeki işlev bozukluğu yanında stres verici yaşam olaylarının , erken çocukluk dönemindeki kayıpların, ayrılma anksiyetesi ve okul fobisi yaşanmasının , kaygılı bir yapıya sahip anne babaya sahip olmanın, bağımlılık, güvensizlik, kendini öne sürememe, takıntılı düşüncelere sahip olma gibi kişilik özelliklerinin , bu hastalığa hazırlayıcı etkenler olduğu düşünülmektedir.

Her hastalıkta olduğu gibi panik bozukluğu olan kişilerde de iyi bir tedavi hasta ve hekim arasındaki iyi bir ilişki ile başlar. Kişinin durumuna ilişkin bilgi sahibi olması atakların nedenini anlaması , neden ilaç kullanması gerektiği ve bu rahatsızlıkta nasıl bir psikoterapötik yöntem uygulanacağına dair fikir sahibi olması hasta hekim işbirliğinin en önemli kısmını oluşturur. Bu bilgilendirmenin yalnızca hasta için değil aile bireyleri için de önemlidir. Tercihen birlikte yaşadığı kimsenin tedavi sürecine dahil edilmesi daha uygun olabilir. Panik atağının ve diğer belirtilerin zararsız doğada olduklarını , endişelenmemeleri gerektiğini ve panik atağı sırasında yatıştırıcı davranışlar sergilemelerinin önemi vurgulanmalıdır. Ailenin yapacağı en önemli katkı hastaya tedavi önerilerine uyması konusunda cesaretlendirici ve yardım edici tarzda yaklaşmak olabilir.

Panik bozukluğu devamlı bir seyir gösterir. Zaman zaman alevlenmeler ve iyileşmeler görülür. İyileşme yıllarca sürebilir.10-15 yıl sonra alevlenme görülebilir. Hastaların yaklaşık %70′inde tam iyileşme ya da belirgin düzelmeler kaydedilmektedir. Geri kalan %20-40 hastada ise uzun süre tedavi gerekir. Panik bozukluğu genç yaşlarda başlar ve yaş ilerledikçe şiddeti azalır.

Bu rahatsızlığın tedavisinde günümüzde kullanılan ilaçlarla hastaya zararı olmaksızın çok iyi yanıtlar alınmakta ancak tek başına ilaç tedavisi bazı hastalarda yeterli olmamaktadır. Hastanın yalnızca varolan belirtileri değil kişilik özellikleri , yaşadığı sosyal çevre ve aile dinamikleri de gözden geçirilmeli , bir bütün olarak ele alınmalı ve uygun bir psikoterapötik yöntem yaklaşımla ilaç tedavisi desteklenmelidir.

dapoxetine